Showing posts with label J-drama. Show all posts
Showing posts with label J-drama. Show all posts

Monday, February 24, 2020

Robotumsu İnsanlı Romantiklimsi ama çok da Romantik Olmayan Japon Dizileri Üzerine

Sonsuz muyuz?
Sonsuzluk var mı?
Varlığımızın sınırıyla bizim sınırlarımız aynı mı?
Ya kendi kişisel sonsuzluğumuz? Duygular ve hatıralarla bunu sağlayabiliyor muyuz?
Yapıp dünyaya bıraktıklarımızla? Yazdıklarımızla? Çocuklarımızla?
DNA parçalarımızın bi şekilde vücudun ölümünden sonra da Dünya'da var oluyor olmasıyla?

DNA'dan kaçabilir miyiz? Nereye kadar? Kaçmakla sonuca ulaşılır mı? Savaşmanın yarısı hani kaçmaktı? Neyden? Kendimizden? Sonsuzluktan kaçamazsak... Ölümden değil sonsuzluktan kaçamamaktan dahaçok korkuyorum bazen. Sonsuzluk ya mükemmel değilse, neyi biliyoruz ki? Hiçbir şey bilmediğimizden başka? Öyleyse Dünya'da mükemmel diye bir şey olamaz. Yine de onun peşinden koşuyoruz, olmayan bişeyin. O yüzden mükemmelin peşinden koşanlar asla tatmin olamıyor. Her yeni gün, her yeni icat, her şey daha iyisinin olabileceğini gösterirken, mükemmel o gün içinde asla ulaşılamayacak bi hedeften başka ne olabilir?

Mükemmele ulaşmaya çalışmayı bırakmak, gökkuşağının altındaki altınları yakalayabileceğin umudundan vaz geçmek gibi olduğu için mi çok zor?

Kendini bilmek... Biliyor musun cidden? Ben büyüdükçe kendimi daha da bilmiyorum. Kendini bilmez! Tanımakla bilmek aynı mı?

Duygular ve beyin, hormonlar ve nöronlar mı her şey? Nasıl karar veriyoruz? Neye göre? Dünki ben kim? Yine ben miyim? Hayır bugünkü benle dünki insan aynı kişi değil, aynı şeyleri bilmiyor, aynı şekilde hissetmiyor, yaşlanıyor... O zaman niye pişmanım? Niye kendime yükleniyorum? Bugün elimde olan bilgi dün yoktu ki... Bilsem böyle olmazdı. Bilsem yapar mıydım hiç?

Her şeyi bilemezsin.
Ama bilmemek beni huzursuz ediyor.
Huzursuzluk hissi ile mutluluk hissi bir arada olabilir mi?

Aşk ve sevgi aynı şey mi?

Bir anime, manga karakterine, idole ya da bir makineye sevgiyle bağlanmamızla ve bu bağlılığın bizi evriltmesiyle; aşk ve aşkın insan üzerindeki etkileri arasında ne fark var? Nereye kadarı utanılacak bi his? Ne kadarını kendimize saklamak gerekiyor. Türkçe de sevmek bir eylemken aşk bir isim. İngilizce de hepsi love. Hepsi eylem. Hep yaptıkça/ eyledikçe öğreniliyor demekki o dilde.
Dille mi düşünüyoruz? Sahip olduğumuz tüm kelimelerin bizde oluşturduğu imgelerle mi? Neden herkes sesli düşünmüyor? Neden insanların kafasının içi benimki kadar gürültülü değil? Genlerimin hediyesi mi yoksa laneti mi?

Evren Big Bang'de toz bulutu haline geldi, sonra oraya buraya ateş parçaları saçıldı. Bunlardan biri soğumaya başladı derken Dünya oluştu. EEE? Evren durmadı. Zaman gibi. Genişlemeye devam ediyor. Maddeler birbirinden farkında olmadan uzaklaşıyor.
İnsanların kalbi de ondan belki... Magma da söner mi? Toplum olmak artık daha zor. Yavaş yavaş birbirimizden uzaklaşıp söneceğiz. Güneşin fişini çeksek de Dünya bize yeter mi?

Bizi dünyaya bağlayan aslında yer çekimi mi? Uçuyoruz yine kamikaze. Dünya'ya hani kendini sevdiğin, o deride rahat olduğun kadar bağlıydın? Pamuk ipliğin kırmızı mı mavi mi? Gucci olsa da pamuk ipliği, aynı fabrika Armaniye de üretim yapıyor. Pamuk hep aynı pamuk, değerini insan işleyip biçiyor. Ne kadar kalın olabilir ki? Naylon olsa daha mı sağlam olurdu?

Dün ölmek istiyordun, bugün ölümün pençelerinden seni kurtarsınlar diye doktorların gözünün içine bakıyorsun. Sen hep ilgi bekliyorsun. Yalan söylüyorsun. Dünyayı ne kadar seviyorsun? Ne kadar sevilmek istiyorsun?

Ne seviyorsun? Neden? Cevabı var mı? Neden bazı şeyler hiç ama hiç ilgini çekmiyor, bazıları uykunu kaçırırken?

O zaman makinalaşsak mı Nazım Usta'nın dediği gibi?
Trrrrrum Trrrrrum ? Daha mı az acır makinelerin canısı?

Robot diyince kafamda deli sorular, kolayca sevemiyorum.
Robotlar Dünyayı istila mı edecek sahiplenecek mi? Bizi evlatlık alıp bakacaklar mı? Artık onlarsız hayat çok zor. Bu işin ucunu bakıpta göremiyorum. Makinelerle barış imzalama programı yaptık mı?


Kemal Sunal ve Fatma Girik'ten yıllar önce izlediğimiz baş yapıtlardan Japon İşi, 1987 yılında bir robotla yaşanan aşkı konu alıyor. Yıllar öncesinden beri robotlar insan hayatının temel taşlarından olan konularda etki gösterecek dendiğinde hep bi Japon parmağı akla gelmiş.

Japonlar da bu işin bir sürü dizi filmini yaptılar, bazlarından diğer Japon dizisi konulu yazılarımda bahsettim. Ardı arkası da kesilmez bu saatten sonra robotlu dizilerin.

Paralel evreni ne kadar anlıyorsak robotları da o kadar kestirebiliriz herhalde. Fen bilimlerine kafam daha çok bassın isterdim ama olmuyor. Anlayabilsem kafamda bu kadar soru olmazdı, olmayınca da ben bugünki ben olmazdım. Belki DNA= kaderdir mi?

Yaşadıkça, her gün daha çok cevabını hemen bilip anlayamadığım soruyla karşılaşıyorum. Hepimizin Dünyayla ve kafasındaki sorularla başa çıkma yöntemi farklı ve bu konuda kimsenin kimseye akıl vermesi de çok anlamlı olmuyor. Herkesin kendi hayatı sonuçta. Biz neyi ne kadar bilip söyleyebiliriz? Ama gördükçe paylaşma isteği geliyor bana. Ben böyle yaptım olmadı, boşuna zaman harcamayın gidin başka bişey deneyin, çünkü denemenin sonu yokken aynı yanlışları yapıp durmak topluma pek bişey kazandırmıyor. O yoldan geçen kişiye kazandırıyor tabi, deneyim.

Mehmet Akif Ersoy'un çok sevdiğim lafıdır; hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi? diyor "tarih" için. Başkalarının hatalarına hiç bir zaman kendi hatamız gibi bakamadığımız için, onlara başarılar kadar sahip çıkmadığımız için cezalandırılıyoruz belki de. O zaman bu, yaratan hataları bize kötülük yapmak için yaratmadı demek. Biz öyle algıladığımız sürece daha çok hata yaparak, zaman kaybederek, vizyonumuzun bedelini ödüyoruz. Belki de sadece yaşam matematik ya da analitik olmadığı için. Karşımıza gelen hiç bir zaman 2+2 olmadığı için.
Mantığı olmadığı için ya da bizim mantığımıza uymadığı için.

Tüm bu düşünceler izlediğim bir kaç Japon dizisi ve filmi üzerine beynime hücum etti. Zaten sürekli sorgulayan bi kafadayım. Biraz septik takılıyorum bu ara. Japonlar da çok değişik adamlar.
Bizden farklı olan her şeyi anlamaya çalışıp bişeyler öğrenmenin yolu gibi onları anlamanın yolu da kabullenmekten geçiyordur herhalde.
Kore'de yaşadığım süreçte kabullenmekte zorlandığım çok fazla şey yaşadım. Kabullenmenin önemini bilmeme rağmen bu öyle kolay olmuyor.

Evet Kore'deki yüksek lisans yükünden kurtulmamın ardından dizi izlemeye sonunda zaman ayırabiliyorum. İşte aralarından en beğendiklerim!

Your Home is My Business / İe Uru Onna 1-2



Insanları önyargısızca kabullenmenin en güzel örneklerinden birini Your Home is My Business isimli dizi de görebilirsiniz. Robotlu dizi değil ama başrol oyuncusu robot gibi denilebilecek bir kadın. Değerleri sorgulamak yerine, ev satabilmek için karşısındakini ve ihtiyaçlarını anlayıp en uygun yeri onlara bulabiliyor. Emlak piyasasında zamanla insanların saygı duyduğu bir lidere dönüşüyor. İki sezonunu da çok severek izledim. İnsanları bakıp anlamaya çalışırken kendi duygularımı  ne kadar ortaya karıştırdığımı ve bu yüzden kaş yapayım derken göz çıkardığımı fark ettim.

Robotlar hisleri anlayamaz belki ama psikolojiyi anlamadan da bilebilirler, analiz edebilirler ilerde. Ama o zaman robotumsu insanlarla robotlar arasında ne fark olur onu görmeyi isterim.



Flowers for Algernon 



Bu diziyi izleyeli yıllar oluyor belki ama hala arada etkisini hatırladığım parçalardan. Ünlü bir kitabın, aynı isimle Japon dizisi olarak kan bulmuş hali. Güzel de bir uyarlama olmuş.
Denek fareleri ve engelli insanların aşırı zekileşmeleri ama robotlaşmamaları üzerineydi desem pek yeterli olmaz belki ama izlenmesini öneriyorum. Hem duygusal hem çok zeki olunur mu? Zeka insanları makineleştiren bişey mi? Zekayı gereğinden fazla mı önemsiyoruz? Birini sadece zekasına göre değerlendirmek ne kadar doğru? Hisleri alsak insandan geriye robot mu kalır gibi soruları aklıma getirdi. İzlerken baya duygusallaştığımı hatırlıyorum.




Step Mom and Daughter Blues 



Ne desem spoiler olabilecek kapasitede bir dizi yapmışlar. Geçenlerde bi özel bölüm yayınladılar, anılarım tazelenmiş oldu.


Annesini kaybetmiş kızına anne arayan bir baba, uygun bulduğu anne adayına evlenme teklifi eder ve evlenirler. Lakin bu anne bildiğimiz annelerden değildir. Tam bir iş kadınıdır, nerden bakılsa klasik aile yaşantısına alışık olmadığı ortadır. Tek bildiği işidir. Küçük kızımızla ilişkilerini de müşterileriyle olan profesyonel ilişkileri aratmayacak şekilde ele alır. Hep örnek bir anne ve örnek bir insan olmak için ortaya koyduğu çaba analitik yetenekleriyle birleşince, önce robot gibi görünen bu karakterin aslında ne kadar düşünceli olduğunu anlarız. Kızımızınsa bu anneyi kabullenmesi uzun zaman alacaktır. Lakin bir kere yakınlaştıktan sonra birbirlerinin en yakın dayanağı haline gelip hastalıkta sağlıkta hep birlikte zorluklara göğüs gereceklerdir. Bu kadın dizilerindeki genel anne karakterilerinden çok daha fresh bi karakter, duygularından çok mantığıyla hareket eden, robot gibimsi bu kadının derinliklerini görmek benim çok hoşuma gitmişti. Arada ağladım ama adı kadar efkarlı bir dizi değil. İnsanların mantığı ya da duygusal yönünün öne çıkıyor olması o insanın öne çıkmayan özelliğinin zayıf ya da sorunlu olduğu anlamına gelmez, sadece o özellik daha gelişmiştir. Kan bağının etkisi sandığımız bir çok şey aslında yakın insan ilişkilerinin çoğunda olabilir, yeterki birini ailemiz kadar sevelim.


İkinci yarıda Sato Takeru bebişimin etkisi ile daha canlı bölümler sizleri bekliyor olacak ^^


Never Let Me Go

Diğerlerinden biraz daha dark, ama yine insan hayatının değerini sorgulatan bir dizi. Kazuo Ishigori'nin aynı isimdeki bir romandan uyarlama. İnsan organ yetiştirmek için kullanılabilecek bir varlık mı? Ya da organ büyütünce görevi bitecek bir robot mu? Bunu izleyeli çok uzun zaman oldu ama Haruka Ayase'nin üvey anneli dizisini yazarken bitter memoriler aklıma gelip durdu.

 Bir insan bu kadar farklı rolleri bu kadar güzel nasıl hislendirebilir? Oyunculuk gerçekten saygı duyulası bir iş. Aynı kişiyi farklı rollerde izlediğimde hakikaten farklı bir insan gibi geldiğinde diyorum ki bu çok iyi bi aktör. Bana duygu geçti sonuçta. Sato Takeru dizi filmlerini de hüp diye içime çekmemin belki de ne büyük nedeni bu yeteneği :)


Q10

O kadar Sato Takeru diyip de onun başrolde olduğu bu robot dizisinden bahsetmeden bitirmek olmazdı. Teen science-fiction olarak geçen bu dizi robotların duyguları algılama yeteneğini ve sosyal varlıklar gibi davranma yetilerini sorgulatıyor. Dizi 2010 yılına ait olduğu için alan alacağı kadar spoiler almıştır diyerek -spoiler alert-
 Gelecekteki karısının ölmek üzereyken, ölmek üzere olduğunu düşündüğü kocasının lise dönemini görmeyi isteyip, geçmişe yani 2010 yılına kendisine benzeyen bir robot göndererek robotun kamerasından kocasının gençliğini deneyimlemesi anlatılıyor. Robotumuz da o kadar sosyal ve duyarlı ki sınıftaki herkesin hayatına dokunuyor, kalbini çalıyor. Sato cuğumuzda en son karısından önce aşık olduğu robotun yerine tabiki gerçek insan olan karısının gençliği ile tanışınca; finalde robotla insan evlenebilir mi, ailesi ne tepki verecek, çocukları olacak mı, gelecekten gelen robot günümüz teknolojisini alt üst edip denek olmaktan kaçıp yuva kurabilecek mi gibi soruları cevaplandırmaya gerek kalmıyor. Sonunda illa yine insana aşık ettiler yani - spoiler bitti-
Genel olarak değişik türde öğrencinin hayata bakış açısını da etkileyen robotumuz, duygusal olmasalarda duyguları öğrenebileceklerini ve taklit edebileceklerini düşündürdü. Lakin bu nereye kadar gider? gerçek bir romantik ilişkiden beklenleri gerçekten karşılar mı bilinmez. Yinede robotumuzu sevelim de dünyayı istila etmesinler.







Yazmayalı o kadar zaman olduki bu postu yazmak yaklaşık 4 buçuk saatimi aldı. Hem de daha dönüp düzenlemedim. Dizilerin bir kısmını önceden izlediimden ayrıntılar da aklımda kalmamış. oops :( Böylece yayınlıyorum. Eskisi gibi eğlenceli yazamıyorum gibi geldi ama tekrar kendimi kasmadan yazmaya başlarsam yine bir yerden neşelendirecek birşey bulabilirim diye düşündüm. Q10 izledikten hemen sonra hislerimi yazmayı çok istemiştim. Mantıken tuhaf gelen şeyler mutlaka var ama bir şeyi sevmek çok da zor değil o yüzden sizi hayata bağlayan sevdiğiniz bişey varsa sıkı sıkı tutun, onla birlikte büyüyün ama bunun Dünyaya zarar vermememesi lazım. Bi de ne olur ne olmaz elinize kolunuza bile bağlanmayın, Can Yücel'in sözleri kulağınızda olsun ;)

Metafor-mik oldum kkkkk

Kendinize iyi bakın!






Saturday, December 6, 2014

Mutlaka İzlenmeli : Japon Dizi Önerileri


Benzer tarz 2020 taze dizi önerileri için 2020 Taze Japon Dizisi Önerileri İçin TIK

 Merhaba arkadaşlar uzun bir aradan sonra yine  Japon dizi listesiyle karşınızdayım. Bu sefer komik, eğlenceli olmasından çok zeki kurgu ve öğretici içeriğiyle öne çıkan dizilerden bahsetmek istiyorum. Pek çoğunun içinde yoğun duygusal sahneler yerine daha realist ve Dünyanın acımaz yanını da ortaya koyan yaklaşımlar ele alınıyor. Bilim-kurgu, suç, entrika...

Açıkçası herkes bu tarz dizilerden hoşlanmayabilir, ama bir kaç bölüm sabrederseniz gizemleri çözmeye çalışırken devamını merakla beklediğinizi fark ediyorsunuz. Genelde sırlar, oyunlar ve birbirinin kuyusunu kazmaya çalışanların hikayelerini içeriyorlar.
Bir hukuk öğrencisi olarak en ilgimi çeken suç dolandırıcılık; çünkü büyük bir plan, yetenek, ikna vs gerektiriyor. Bir de suçluların nasıl yetiştiği ilginç tabii...

Son zamanlarda gerçekçi yanım duygusal yanıma daha ağır basmaya başladı. Sanırım bir yaş daha yaşlanmanın getirdiği bir his. Ya da hissizlik ..

Legal High 1&2


Tüm zamanlarımın favori Japon dizisi Legal High! Bölüm sayısı artarsa kalite bozulur diye korkmasam 100 bölüm olsun isterdim :) Hem eğlenceli hem zeki, hem gerçekçi, hem acımasız...

Para için her türlü davaya bakan avukatımız, baktığı her davayı da öyle ya da böyle kazanmıştır. (Saçma sapan davalarda bile sivri diliyle, kıvrak zekasıyla olaylara değişik açılardan bakmamı sağladı) 
Bir de Dünya'ya barış getirme hayaliyle yaşayan, dürüstlükle davalara bakarsa adaletin yerini bulacağına inanan hanım avukat kızımız var :) Hanım kızımız bir cinayet davasında katil olmadığına inandığı müvekkilini iyi savunamaz ve henüz yaş olarak da genç olan , masum olduğunu düşündüğü bu kişiyi hapse göndermeye gönlü razı olmaz. Çalıştığı hukuk bürosu ise bu sorunla ilgilenmez. Ancak büronun kıdemli avukatının sekreteri, kendi büroları bakmasa da   '' Para verince her tür davaya bakan'' avukatımızı bulmasını önerir. İki büro arası rekabetten habersiz olan kızımız avukatla tanışır, bir sürü uğraştan sonra davaya beraber bakmaya ikna eder. Dava kazanıldığında delillere göre müvekkilin suçsuzluğu ortaya konmuştur ama kızımız aslında hala kesin olarak adamın masum olup-olmadığını bilmediğini fark eder. Davayı çözüş yöntemlerinden pek hoşlanmasa da bu avukatın ilginç biri olduğunu ve onun yöntemlerini yenmek için ondan eğitim alması gerektiğini düşünür. Her davaya ayrı bir şamatayla bakan avukatımız kızımızı her seferinde şaşırtır. Dava hakkında bilgi toplamayı çok önemsediği için kendisi için her ortama sıza bilecek bir tiyatro oyuncusu çalıştırır. Tabi harika mı harika aşçısı, kahyası, arkasını toparlayıcı, arkadaşı, ailesi her şeyi olan, Dünyayı gezip dolaşıp bir sürü şeyi deneyimlemiş yardımcı bir de amcamız  var -bende aşırı hayranlık uyandırmadı değil :)- 


Hem çok gerçekçi ve acımasız olaylar dönüyor hem de yüzünüzde gülümsemeyle izleyebiliyorsunuz. Ayrıca adamın söyledikleri, dava çözüm yolları kulağa acayip zekice geliyor. Her karakter kendine has kurgulanmış.Konu masumiyet olunca karakterlere farklı açılardan bakıyorsunuz.
 Bu dizi hakkında yazmak istediğim çok şey var ama spoiler'a girme ihtimalim çok yüksek olduğu için kaçınıyorum :) Ama bayıldım, hiç sıkılmadı ve çok şey öğrendim ! Keşke en kısa zamanda 3.sezonu çıksa ...





Ando Llyod

Dizimiz bilim kurgu severler için acayip heyecan verici olacaktır. ;)
Öğrencilerinin onun ne bahsettiğinden pek anlamadığı ama çok zeki olduğu ortada olan profesör, öldürüleceğini bildiğini söyleyerek nişanlısını arar. Elinde öldürülecek kişilerin günü ve saati yazan bir liste vardır. Gerçekten de herkes listedeki gibi ölmüştür,kendisi de.. Sıra listedeki son kişide , nişanlısındadır ve onu 100 yıl sonra bile koruyacağına söz vermiştir. 
Ölmeden önce 100 yıl sonrayla e-postalaşmanın bir yolunu bulmuştur. Teorilerine göre insalar zamanda yolculuk yapamasa da  duyguların kütlesi olmadığından , duygular  zamanda yolculuk yapabilir. 
Profesör gelecekten gelen robotlarca  öldürülür ama beyin haritası gelecekten gelen adamlarca kayıtlı tutulur. Bunu öngören prof, nişanlısına kendisine benzeyen bir katil robot (Ando Llyod) göndermiştir ve gelecekteki beyin haritasında mevcut komutlara göre bu robotu yönlendirir. ROBOT ve GELECEK , evet ilginç değil mi? Robot , nişanlıyı korumanın geleceği korumakla aynı şey olduğunu söyleyerek ısrarla pek çok action ve kırık metal, bozuk işletim sistemi dolu sahnede mücadele verir. ACTION! 
Robotun işletim sisteminde veya bedeninde bir sıkıntı meydana geldiğinde ona robot hemşire ''Suppli'' yardım eder, action dolu bir günde bizim robot Ando Lyod'a duygu programı yüklemek zorunda kalır. Katil bir robot olan Llyod, duygu programıyla öldürmekten acı duymaya başlar. Bu sırada  gelecekten gelen polisler pek çok devletin, üst makamlarıyla görüşürler.Geleceğin teknolojisini bugüne getirmeyi vaad edip, dünyanın yönetiminin robotlara bırakılmasını isterler. 
Profun bir de kız kardeşi vardır, psikolojik bazı sorunları olsa da abisi için bir cevherdir. Neden mi? Galileo'nun hikayesini bilirsiniz, fen adına büyük bir adım atmasına rağmen kilise onla çok uğraşmıştır. Onun ortaya attığı tek görüş, insanların ömürlerini verdiği teoremleri yok saymalarına sebep olacak, bilim adamlarının bir süre desteğini kazanamayacaktır. Dünya yuvarlakmıymış ? Nolur yapma o zaman ben biterim hacı, deme öyle şeyler, benim bi laboratuarım var... :D

Profumuz da kendisini yalnız hissettiği bu alanda onu anlayan bir kardeşi olduğu için şanslı olduğunu düşünür. Ancak kardeşi onun için aynı şeyleri düşünmemiştir. Abisinin gölgesinde kaldığına inanan aslında abisinden daha zeki olan yanı abisinin planlarını zedeleyecek önemli hareketlerde bulunur. 
Bilimadamları , robotlar, gelecek, zamanlar arası iletişim ve insanlar arası zamanı , mekanı hiçe sayan DUYGULAR'ın çarpışması. (Interstealler bile bu kadar şey vaad etmedi :D :P)

Çok sürükleyici aksiyon ve gizem dolu bir diziydi. Hatta film gibiydi. Başından kalkamadım, dizi izlemekten hoşlanmayan babamın bile çok ilgisini çekti. Bazı bilim dışı etkenler vardı tabii, sonunu duygusal bağlama çabaları falan..Ama dizi yazarlarının zaten çok geniş fenni araştırma olanakları yok bildiğim kadarıyla , olsa bile rating olayı nedeniyle yayıncıların ısrarları var tabii. Yine de ellerinden geleni yapmışlar :)

Rich Man Poor Woman



İsmine bakınca klasik bir romantik dizi olduğunu düşünmüştüm. Ama aslında dizi daha çok şirketler arası yarış, zorlu ve duraksamaya gelmeyen teknoloji sektörünü konu alıyor.
Oguri Shun'un hayranları zaten çoktan izleyip bitirmiştir :D
Üniversiteye gitmemiş ama ilginç fikirleriyle birisinin dikkatini çekmiş bir genç. Dikkatini çektiği kişiyle arkadaş olurlar, kişi çalıştığı yeri bırakıp, bu yeni fikirli gence destek olmaya başlar ve beraber Next Innovation isimli bir teknolojik programlama şirketi kurarlar. Dişleri, tırnaklarıyla kazıyarak şirketi zengin ve popüler bir noktaya taşıyana kadar çok çalışırlar.
Bu sırada esas kızımız, üniversite son sınıf kimya öğrencisidir. Bir yandan iş arar, biryandan okul için çabalar. Ancak kimse onu işe almak istemediğinden depresifleşir. En son Next Innovation iş görüşmelerinde '' Hiç bir şirketten kabul almayanlar çıksın '' denince patlar. Ezber yeteneği çok kuvvetlidir ve şirket hakkında ezberlediklerini bir çırpıda söyleyiverir. Bu özelliğiyle dikkat çeker ve Next Innovation'ın hükümet desteği aradığı bir projede yardımcı olması için geçici olarak işe alınır. Ana karakterimiz Shun'un yüzleri ve isimleri hatırlayamama sorununa bu kızın ezber yeteneği ilaç gibi gelir. 
Ancak annesi tarafından terk edilen, Shun, kadınlara, insanlara nasıl davranacağını bilmeden hayatını işe adayarak yaşamıştır. Kızımızlala ilşkilerinde de odunca davranışlar sergileyerek, canımızı çok sıkıyor :D İş yerinde de başına buyruk odunca tavırları nedeniyle, diğer ortağın sempatisini kaybetmeye başlar...

Yukarıda bahsettiğim diğer diziler kadar beni etkilemese de Japonların duygusal anlamda diğer Asyalılardan farklarını biraz ortaya koyuyor. Şirket yaşantısındaki çetrefillerden iyi bahsediyor. Aşk ise, benim severek izlediğim tarzda işlenmemişti. Ama yine de iyi günde kötü günde... işte olmuyor, ilişkiler kırılabiliyor, realist bir yaklaşımdı ve bu yazının temasına uydu :)

Gerçekçi senaryo Go Go Go!



Kazoku Game



Dizinin başı çok durağandı. Hatta videonun takıldığını sanmıştım :) Çok ucuz bir yapım olduğu bile söylenebilir, tabii bu kalitesiz olduğu anlamına kesinlikle gelmez! Sadece bilgisayar oyunlarıyla görsel açıdan zenginleştirilmiş ya da pahalı ortamlarda pahalı ekipmanlarla çekilmiş bir dizi değil.

 Dizide bazı sahneler ve karakterlerde içimde yatan SORUMSUZ BEN'i gördüm. Aile yapısındaki değişmenin toplumu nelere sürüklediğini... Bir insanın değişmesinin ne kadar zor olduğunu, ama asla imkansız olmadığını...Dünya'da kötülüğün hep var olacağını... Konusundan bahsedip hayatımda fark etmemi sağladığı şeylere sonra geçmek istiyorum.

Kajok ; Korece'de aile demek, Japoncada da ''Kazoku'' aile demek. Dizinin Adı ''Aile Oyunu'' yani
 '' EVCİLİK''
Anne, baba, büyük oğul (abi) ve küçük oğuldan oluşan bir aile...


Olaylar ailenin, içine kapanık, derslerinde başarısız , okula gitmeyen, kendilerince ''Sümsük'' gördükleri küçük oğullarına evde özel ders verecek 6.öğretmenle anlaşmalarıyla başlıyor.
Öğretmen ise bir hayli ilginç bir karakter. Aileyle tanışmaya gelirken okulda olan büyük oğlu  aratıp , annesine bir şeyler olduğunu ve acilen eve gelmesini söyletir. Fakat çocuğun acele etmeden eve gelişinden, umursamaz, endişesiz tavırlarından ailede tek sorunlu olanın küçük çocuk olmadığını düşünür. Öncelikle çocukların karakterleri, aile ortamları, okuldan kaçma sebebi vs ile ilgileniyor. Sonrasında aile bağlarının zayıf olduğunu görüp aileyi uçuruma sürükleyecek dizideki deyimle ''EVIL'' yani ''ŞEYTANİ- KÖTÜ'' bir plan kuruyor. Aile ise verdiği sınavda ; oyunun öğretmenin plandığından daha kötü sonuçlanmasına sebep olacak kararlar vererek, insan iradesi ile yapılanları ve aile bağlarının olup/olmadığı sorununu gözler önüne seriyor.

Küçük çocuk ,lise giriş sınavlarına hazırlanmakta ve ülkenin en iyi liselerinden birinde okuyan her alanda başarılı bir abisi var. Okula gitmiyor, çünkü okulda arkadaşlarından şiddet görüyor, ancak aile bundan habersiz. Dünyayla başa çıkabilecek  güçte değil, bu yüzden kendini odasına kapatıyor. Arkadaşı yok. Öğretmen ona hayatta daha kötü şeylerin onu beklediğini gösteriyor.


Abi, menfaati için ilişkiler kuruyor, etrafındakileri içten içe küçümsüyor, kimseye güvenmiyor. Herkese karşı rol yapıyor, sevimli, başarılı , onur öğrencisi tavrı takınıyor. Öğretmenin oyunlarına karşı ; Ailesini sadece aile ortamının getirilerinden yararlanmak için ayakta tutmaya çalışıyor. Öğretmenin kullandığı yöntemler kardeşine zarar verirken, kardeşini değil; öğretmenin onun zayıflıklarının farkında olmasını önemseyerek öğretmenden kurtulma planları yapıyor. Dizideki öğretmenin dediği gibi, ailenin yarattığı bir canavar aslında.

Ev hanımı olan annenin küçük bir dünyası var, başkalarının ne dediğini ailesinden daha çok önemsiyor.Aileye kendini ispatlamak için bir şeyler yapmak istiyor ve borsayla para kazanırsa bunun olacağına inanıyor. Öğretmen gelene kadar kimse yaptığı yemeğe saygı gösterip, övmüyor. Çocuklarına uyarıda bulunmaktansa hatalarına göz yumup, ört bas etmeye çalışıyor. Onlara bağırmıyor, kızmıyor. Haksızlıklara ses çıkarmıyor, işler zorlaşırsa ölmeyi diliyor.

Baba ise eve para getirirse aile için olan görevlerini tamamlamış olacağını düşünüyor. İş ortamında huzursuz olacağı pek çok şeyi yapmak zorunda olmasını stresli olmasını için yeterli sebep olarak görüyor ve daha fazla streslenmemek için aile problemleriyle ilgilenmiyor. ''Ben bütün gün nelere katlanıyorum, karımın görevi beni rahatlatmak değil mi?'' diye düşünüyor.

Ebevynler için önemli olan dışarıya karşı konuşurken ''benim oğlan şurda okuyor, şöyle başarılı.Eşim terfi aldı.Mutlu aileyiz biz..'' demek.


Aile ilk başta küçük oğullarının neden okula gitmek istediğini bilmiyor ta ki, özel ders veren öğretmen çocuğun vücudundaki morlukları gösterene kadar. Abi ise kardeşine zaten ilgisiz.

Öğretmen önce tuhaf yollarla küçük çocuğu dibe  batırıyor sonrasında ise nasıl çıkacağını öğretip, güçlü bir karakter edinmesine yardım ediyor. Klasik lise dizilerinde öğretmen bütün sınıfla iyimserce ilgilenir ya, bu dizide öğretmen; aileyle kötümserce ilgileniyor, rol yaptıklarını ve sonunda mutsuz olacaklarını biliyor, sonu hızlandırmak için adımlar atıyor.Geçmişte eziyet görüp intihar eden öğrencisi rüyalarına girdikçe zalimce yöntemlere dahi başvurduğu oluyor. Bu esnada ailenin çocuğu ne kadar taktığını ve gerçekte birbirlerini ne kadar koruyup kolladıklarını, birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını görmek için ailenin başına çeşitli çoraplar örüyor. Sonunda aile , gerçekte sadece  aynı evde yaşayan insanlardan ibaret olarak karşımıza çıkıyor. Acımasız mı? Hiç de değil, gerçekten de öyle değil mi? Hele sona geldiğinde intihar eden öğrencisinden sonra nasıl böyle bir öğretmen olduğunu anlatıyor ki vurucu nokta bu. Söylemiyorum ama kesinlikle izlenmeli bence. Sıkıldığınız yeri ilerletirsiniz, yeter ki verilen mesajları alın.


Ben kendi adıma dizi sayesinde pek çok şey fark ettim. Davranışlarımda henüz değişiklik olmadı , çünkü dizide de anlatıldığı gibi bu değişiklikleri yapmak çok zor. Hatalarımı fark ediyorum, ama henüz davranışlarımı düzeltemiyorum . Hala benim için herkes ne yaparsa kendine yapar, bu kişi kardeşim olsa bile. Üzerine düşmüyorum. Oysaki dizi bize bunun toplumda meydana getirebileceği korkunç sonuçları olabileceğini gösteriyor.

Pek çok insan dibe batmadan, yukarıdakilerin halini düşünmez. Hep yüzeyde olan biri konumunu korumak için diptekileri ezmeyi mübah görebilir. Aileler çocuklarına yukarıda kalmak için uğraşmaları gerektiğini söyleyip bırakırlar. Çocuklar dipte işlerin nasıl yürüdüğünü bilmeden yüzeyde büyüyünce bazı yan etkiler olabilir. Toplumdaki bozulma aileden başlar...

 Mutluyken sorun yok, hayat sıradan akıp giderken de...Gerçek yüzüm işler sarpa sarınca ortaya çıkıveriyor. Dibe batmamak için etrafımdakileri stres tahtası gibi kullanabilirmişim gibi... Genelde de en yakınımdakiler - ailem - inciniyor ve ben onların en yakınım olduğunu düşündüğümden bunlara katlanmaları gerekiyormuş gibi davranıp, onları incittiğime üzülmüyorum bile... Sonra duyarsızlaşmaya başlıyoruz; O zaten hep öyle, o yüzden uğraşmıyorum artık...
 Ne zaman uğraştım ki sanki? Eve gelince ailemle gündelik şeyleri konuşmak ne zamandan beri sıkıcı oldu? Ben nasıl bu hale geldim? Aileler hep mi böyle ? İnsan yanındayken kişnin kıymetini anlamaz derler , illa başımıza bir şey mi gelmeli ? Uzak mı düşmeliyiz hatırlamak için ?

Duyarsızlaştıkça sadece kendimize ve ailemize değil, topluma da zarar veriyor, yıpratıyoruz. Çocuk yetiştirmek çok zor, ev hanımı olup; belli bir yerde kalmak da, öğretmen olup çocuklara söz geçirememek aralarındaki şiddete engel olamamak da, her gün işte birilerine boyun eğmek de ,abi/abla olup üstüne yük bindirilmek, kardeş olup büyüklerle karşılaştırılmak, tek çocuk olup zaman zaman yalnız hissetmek de...
Aile sıkıcı bir oyun mu oldu şu dönemde?


Liar Game


Önce bu dizinin ilk bölümünü izlemiş, kapkara bu ne yav diyip bırakmıştım. Kore versiyonu çıkınca merak edip tamamlayım dedim. İzlediğim bazı dizi ve filmlere göre basit dolandırıcılık hileleri olsa da gayet güzel bir diziydi. Hobbes hani demiş ya '' İnsan insanın kurdudur '' konu para oldum mu daha bi öyle sanki ;)
Konusu şöyle;
Kızımız gizlice yapılan Yalancılık Oyununa istemeden, ne olduğunu da anlamadan katılıverir. (seçilme nedeni sır zaten en sonda açıklanıyor) Oyun insanların yalanlar söyleyerek birbirinin ayağını kaydırması ve büyük ödüle ilerlemesini hedef gösterir. Oyunu kaybedenler ise borç içinde ayrılırlar.Kızımız da  oyunda çok büyük borç altına girince, hapishaneden yeni tahliye olan bir dolandırıcıyla anlaşır. Dolandırıcı genç, geçmişte aslında başarılı bir psikoloji öğrencisidir. Dürüst annesi safiyane düşünceler içinde arkadaşlarına yardım ettiğini düşündüğü sırada dolandırılır ve intihar eder. Oğluna ölünce verilen yaşam sigortası parasıyla borçlardan kurtulup, dürüst yaşamasını vasiyet eder. Bunun üzerine genç de annesini dolandıran şirketi dolandırıp batırır ve hapse girer :( 

Annesi gibi saf gördüğü kızımıza yardım edivereyim derken kendisini oyunun içinde bulur. İlk oyunda psikolojik yıpratma. İkincisinde çok basit görülen ''Evet-Hayır'' oyununun tehlikeli sonuçları, grup olmanın, birlikte iş yaparken birbirine güvenmenin zorlukları...Kızın ayakta kalmak için katıldığı parayla herşeyin satılıp-alınabileceği Diriliş Oyunu... Son oyun en az beğendiğimdi ama onu da beğenmiş oldum , son oyunu biraz uzatmışlar  dizi tutunca :D

Daha çok insanların yalan söyleme konusunda başarıları ve diğer insanları parmaklarında oynatmayı öğrenmeleriyle alakalı. Çünkü insanlar güvenilmez varlıklar, işi kendi iradelerine bırakırsan sonucu kestiremezsin. Her hamlelerini kestireceksin ve üzerlerinde hakimiyet kuracaksın ki insanların bitmez tükenmez para mücadelesinde yenip bitirilmeyesin, harcanmayasın...
 Kızımız tabi böyle düşünmediği için sürekli kandırılıyor, gıcık oluyorsunuz. Ama genç dolandırıcı sakince yalan söyleyip ipleri eline alıyor, oyuncuları kukla gibi oynatıyor, hayran kalıyorsunuz :D Zaten Yalancılık Oyununun bir çeşit yönetilen-yöneten oyunu olduğunu söyleyen oyuncular da vardı. Tabi oyun ilginç olunca oyunun arkasında insanlara birbirini yedirten psikopat da kim diye düşünüyorsunuz. İşte bunları yazsam spoiler olur yazmıyım :D

Sizin benzer zekice kurgulanmış dizi önerileriniz neler ?













Wednesday, June 25, 2014

Japon Lise / Okul / Gençlik Dizileri # 2

Bu yazının devamı olan Japon bilim-kurgu, aksiyon vs dizileri listesini bu linkte bulabilirsiniz ! TIK
2020 robotlumsu, fresh dizi önerileri için 2020 Taze Japon Dizisi Önerileri İçin TIK



Eğlenceli  Japon gençlik / okul dizisi serisine 2. soluğu getirme zamanı geldi de geçiyor sanırım :) EEee okul bitti, başlarken okul dizisi olur da biterken olmaz mı?  ~~Tatil girince eminin pek çok kişi hangi dizileri izlesem diye liste yapıyordur ^^ İşte Japon dizileri hakkında yazım ;)


Forty Nine



Bu dizinin film olduğunu sanarak başlamıştım ''1 saat izlicem bitcek '' diye düşünmüştüm :)
 Sonra çok hoşuma gitti ama Japonca'dan İngilizceye çeviren çevirmenin yavaştan alması ve Japonya'da da bölümlerin çıkışı arasında kestiremediğim ama çok uzun olduğuna inandığım sonu gelmeyen bekleyiş süreleri konması nedeniyle her hafta yeni bölüm gelmiş mi diye kontrol etmekten bıkıp usanmama değen ^.^ bir diziydi. (Bu yüzden bölümler birikmeden yeni Japon dizisine başlamanızı önermem ) 

Korelilerde de mevcut olan ; ölünce 49 gün başkasının bedenine girme olayı üzerine kurgulanmış. Çocuğumuz babasına annesinin gönderdiği boşanma kağıtlarını imzalattıktan sonra yolda araba kazası geçirir. Baba oğlunu korumak için ölür ve oğlunun bedeninde yaşamaya başlar. Ailesinin kendisi hakkında pek bişey bilmediği kendisinin de ailesi hakkında bişey bilmediğini fark eden babanın Olayları düzeltene kadar 49 günü vardır.İlk bölümde sıkıcı gelebilir ama sonrasında; liseli oğlunun vücudunda liseye gidip, ezik oğlunu kızların peşinde koştuğu havalı bir basketbolcu , evde de sorumlu bir üyeye dönüştüren babanın karakteri ile  aynı bedeni 'bir babanın bir oğlun' kullanmasından şaşkına dönen liseli arkadaşların katkısıyla çok eğlenceli hale geliyor :)
Çok hoşuma giden şöyle bir sahne vardı ; Başrol baba olarak oğlunun vücudunda olduğunu söylediğinde, liseli çocuklardan biri '' Senin yanında biraz daha durmak istiyorum, çünkü artık senin sayende ölenin beden olduğuna inanıyorum.Ruhların ölmediğini bilmek  beni rahatlatıyor. Yok olmak istemiyorum  '' tarzı bir şey söyleyip, bizlerdeki öbür Dünya inancına gönderme yapıyordu ^.^ Dünyanın her yerinde insanlarda; bir ölünce yok olmayı istememe hali olduğunun bir kanıtı olsa gerek ~~

Shark

Bu dizi Kore dizisi Shut Up Flower Boy Band'i andırıyor ama ben onu izlediğim kadar eğlenmedim. Yine de müzikli dizi sevenlere önerilir ;) 


                 

    

    35-sai no Koukousei




Sonuna kadar izleyemedim bölüm bölüm çıksın diye beklemekten sıkıldığım için bırakmıştım. Henüz hepsini izlemedim ve araya zaman girince de devam etme isteğim kaçtı.  Ama lise dizilerine ilginç bir soluk olmuş. Misaki Number One gibi olur diye hayal etmiştim, biraz daha farklı .Yine lise öğrencilerinin sorunlarına değiniyor. 35 yaşındaki bir ablamız pılısını pırtısını toplayıp lise hayatına geri dönüyor ! İlginç ~~


Heartbroken Chocolatier



 3 ya da 5 bölüm izleyip çıkmasını beklerken unuttuğum dizilerden bir de bu olmuştu. Bir kaç +18 sahnesi vardı. Ama genel olarak adında da olduğu gibi '' çikolatacı '' nın hayatı üzerine olduğundan ve ben de tatlıyı - ki özellikle de çikolatayı - çoook sevdiğimden başlamıştım . Adamımız çikolatayı en iyi şekilde  yapmayı öğrenmek için Fransa'da eğitim alır . 
Sevdiği kıza yaptığı çikolatalardan yedirmek için '' usta çikolatacı '' olma çabasıyla gittiği Fransa'da edindiği başka bir çikolatacı arkadaşıyla birlikte  geri döner, çikolata dükkanını açar  . Fakat kız gelip '' Düğünü için tatlıları yapmasını '' ister :'(   
Dönüş yapmış haliyle karizmasını artıran baş karakterimiz, çikolatıcıda çalışan ablamızın da seneler sonra dikkatini çekmiştir 0.o Yanında Fransa'dan getirdiği arkadaşı da ; çikolatıcı karakterimizin kız kardeşine tek taraflı aşık olmuştur ! Bu sırada -arkadaşımın bana benzediğini iddia ettiği ama görseniz hiç alakam olmayan- Kiko Mizuhara da bir gruba PV çekiminde  modellik yaptığı bir sırada tek taraflı olarak ; grubun üyelerinden birine aşık olmuştur ! Rakip çikolatacı Ricdor ise kendi çapında tek taraflı bir aşk anlayışına sahiptir ^.^
Bu dizinin  ''Tek taraflı aşk'' üzerine ilginç bir çizelgesi vardı .  Ratingleri de Japon gençlik dizilerinin pek çoğuna göre yüksek görünüyordu ^^ Sonradan sonradan olgunlaşan bir havası var.
Adam çikolata yapıyor ve bir sürü kişi de yiyor mmmm :) Lezzetli görünüyor ! ( Belki ilişkiler konusunda mantıken ters gelebilecek bir kaç düşünce de içermiyor değil denebilir~~ki bu kişinin bakışına göre değişebilir )

Mei-chan no Shitsuji 

(Mei-chan'ın Kahyası)




Bu dizi bir Japon klasiği desem yeterli olurdu her halde, tam o  japon okul dizisi tadı var ya ondan işte :) 
Mei - chan ailesinin ölümü üzerine büyük babası tarafından zenginlerin okuduğu bir okula alınır.  Bu okulda okuyan her kızın bir de extra extra  çok yetenekli kahyası vardır. Mei-chan'ının da dedesinin servetine talip başka rakipleri ve okula alışma sürecinde yanında olan yetenekli ve yakışıklı kahyasıyla , önünde uzun bir yolu vardır ! Her Japon zengin liseli dizisinde olduğu gibi bu lisenin de kendine has ilginç ve birbirinden eğlenceli kuralları vardır ;) Shh... Kimse duymasın ; Kahyalarla aşk yaşamak yasak ~~



Atashinchi no Danshi



Hanazakari'yi izleyenlerin %70 i bu diziyi de izlemiştir  :D 
Baş roldeki kızımızı tanıdınız değil mi? 
Baş rol kızımız borç içinde yüzen babası yüzünden sefil bir hayat sürmekteyken oyuncak şirketi kralı tarafından kurtarılır. Kendisinin yakında öleceğini ve bu sürede kendisiyle evli kalıp , kendisine bakarsa borçlarından kurtaracağını vaad edip kızımızın aklını çelen oyuncak kralı ölünce vasiyetinin karanlıkta kalan kısımları aydınlanmaya başlar ! Kızımızın borçtan kurtulmak için yapması gereken bir sürü görevi vardır ! Bir birinden yakışıklı ve çeşitli değişik (!) özellikleri olan oğullarını aynı masada yemek yemeye ikna etmek bunlardan en basididir ! Ayrıca amcamız ölmeden önce bissürü ilginç icat yapmıştır ...
 Bu diziyi annemle izlemiştim '' Artık bi tuhaflık olunca dizilerin Japon dizisi olduğunu hemen anlıyorum, Allahım adam neler icat etmiş, işsiz ; o ev nasıl öyle ya adam hileli dolanlı bir kale yapmış haa '' demişti, işte cümle bu dizinin özeti :D 


Shiritsu Bakaleya Koukou


Bu diziyi 1 bölüm izleyip sıradan bir yankee dizisi diyip bırakmıştım ama geçen gün arkadaşım ''Filmi çok kötü olsa da dizisi güzeldi yaa'' . Dediği için bu listeye yazayım dedim . Okulları rezalet durumda olan erkek okulu öğrencileri  kavgacı ve serseri bir ruh haliyle ; narin kızlarla dolu bir okula geçmek durumunda kalırlar ... 




Yamada-kun to Nananin no Majo 

(Yamada-kun ve 7 Cadı)



Bu dizi Japon tuhaflıklarının uç örneklerinden ! Switch Girl dizisinde eğlenceli bir performans sergileyen kızımız Nishiuchi Mariya ve Japon gençlik dizilerinden eksik olmayan Yamamoto Yusuke 'yi görünce izlemeye karar vermiştim. Çok farklı bir dizi olduğunu ve herkesin eğlenmeyeceğini belirtmeliyim. Okulun gizemli işlerle ilgili kulübünün araştırmalarıyla okulda sözü geçen bir efsanenin üzerine eğilinir. Okulda 7 cadı vardır ! Bu cadıların her biri farklı özellikte birer güce sahiptir ve okulun en güçlüsü olma yarışındaki okul başkanı da bu güçlerin peşindedir. Yalnız bu güçlerin karşıdaki kişiye de geçmesi için cadıları öpmesi gerekir!  Ayrıca daha 7 cadının tek tek kimliğinin tespit edilmesi gerekmektedir ! Dizi boyu herkes birbirini öpüp duruyor anlayacağınız ^.^ 
Ama gizem ve komedi unsuru içinde tabiii ~~



Yasuko to Kenji


Bu dizide de Japonların Yankee kültürü ( serserilik türü) işlenmiş. Motosiklet çetesi üye abi, ailesinin ölümünden sonra küçük kardeşine bakmak için doğru dürüst bir iş tutmak ister. Ardın yeteneklerinin farkına vararak bir Mangaka olmaya karar verir. Sakuraba Reika adıyla bir kadın Mangaka gibi romantik mangalar yazar . Pek çok kişi onun kadın olduğnu sanmaktadır. Gerçekte ise sinirli bir eski motosiklet çetesi üyesidir! Mangakanın küçük kardeşi de ilk görüşte bir çocuğa aşık olur . Çocuğun ablası sevimli bir çiçekçi işletmektedir maddi durumları çok iyidir ve çok tatlı görünür. Oysa ki  kendisi de eski bir motosiklet çetesi üyesidir! Öyle aşırı aşırı güzel bir dizi olmasa da motosiklet çetesinin kavgalarıyla eğlenceli sayılabilir ;) Kız biraz gıcık :D







 Ouran High School Host Club / 2011 

Bu dizi de Japon okul dizisi klasiği tadında! Yakışıklı erkekler... olmayacak şeylerin oluvermesi ... Pek çok şeyin her gün olan normal şeyler gibi karşılanması ... 



Kızımız zenginlerin okuduğu bir okula gelir, ama kısa saçı ve kıyafetleri yüzünden onu erkek zanneden yakışıklı erkekler kulübü üyeleri tarafından kulübe verdiği maddi zararın karşılığı olarak kulüpte''  host ''olmasını isterler. Her bölüm ayrı bir konseptle okuldaki kızları eğlendiren kulübün yeni üyesi de ortama renk katar ! Kulübün iktisadi işletmesinden sorumlu zeki çocuk sürekli kar amacı güderek yeni konseptler ve para getirecek aktiviteler bulmaya çalışır :) İkizler aralarındaki çekişmeyi yansıtmadan eğlenmeye çalışırlar. Oyuncağına sarılan tatlı çocukla, güçlü çocuk arası sevimli ilişki, ve baş karakter hakkındaki efsanevi söylentiler ...  Eğlenceli, sevimli, klasik. Bir sürü değişik konsept içeriyor belki birini seversiniz ;)

Yamada Taro Monogatari

Bu dizide kızımız zengin koca bulabilmek için zenginlerin okuluna gider. Okulun 2 yakışıklı ve çok yetenekli öğrencisi vardır ki herkes peşlerinden koşar . Ancak bir tanesinin zengin olduğunu sansalar da aslında burslu öğrencidir ve evde 6 kardeşine bakmaktadır ve yiyecek yemeği zor bulmaktadır ! 







Proposal Daisakusen / Operation Love 
(Bir Şans Daha  2007) 

Kore versiyonu Operation Proposal'ı izleyip çok beğenmiştim. Bunu henüz izlemedim ama merak ediyorum , belki bu yaz izlerim diye listeye koydum ;)  Operation Proposal hakkında yorumlarım için --> Bu Linke Tık!









Yaz için sizin dizi önerileriniz neler ?

Sunday, December 1, 2013

Canınız Sıkılmasın Diziler Filmler --> Jackals are Coming vs Hükümet Kadın 2

 Aslında Jaejoong oynadığı için pek meşhur olan bu filmi ben daha yeni doğru düzgün oturup izleyebildim :D
Bu aralar Çincem gelişsin diye biraz Tayvan draması izleyim dedim ama onların oyunculukları pek içten gelmeyince çabuk sıkıldım.

  Just You 'yu geçen hafta bitirmiştim, ilerleterek izlenebilir, bazı eğlenceli yerleri olan bir dizi. İzlemeye başlamamda en önemli etken tabiki Aron olmuştu . Önceki dizisi Alice in Wonder City gibi bir senaryosu olmasa da bu dizide eh işteydi..
Ama üstüne 2. Tayvan draması sıktı beni Love Around'u iki aydır bitiremedim ki ben en kötü ihtimal tamamlanmış bir diziyi 2-3 günde hadi olmadı 1 haftada  bitiren biriyim. (gerçi dizi yeni tamamlandı sanırım)

Yeni diziye başlamak istemedim çünkü şu an Kore'de çıktıkça izlediğim bir sürü dizi var haftada 2 bölüm 2 bölüm geliyor ama çok dizi olunca bilgisayar başına bağlıyor insanı. Bir de J-Drama 49 var, çok

Thursday, September 19, 2013

Okula Dönüş ^. ^ Okulla İlgili Japon Dizileri Olmadan mı?

CLICK TO SEE THE ENGLISH VERSION OF THIS POST!

Bu yazının devamı olan yeni Japon gençlik dizileri tanıtım yazımı Bu Linkten okuyabilirsiniz! TIK
Bu yazının devamı olan Japon bilim-kurgu, aksiyon vs dizileri listesini bu linkte bulabilirsiniz ! TIK
Benzer tarz 2020 taze dizi önerileri için 2020 Taze Japon Dizisi Önerileri İçin TIK

Merhaba!! Okula dönüyoruzzz :)

Uzun bir tatilin ardından yoğun okul günlerine dönüyoruz..Özellikle de eğer lisedeyseniz hayalleriniz ve ne olmak istediğinizle ilgili pek çok soru kafanızı kurcalıyor olmalı . Belki de üniversite sınavı için çetrefilli sorularla cebelleşiyorsunuz ve bir sonraki yazı iple çekiyor, okuldan bir an önce kurtulmak istiyorsunuz :) Ne olmak istediğinize karar vermenize yardımcı olacak bu diziler ve belki bir hedef koyup çalışmalarınız düzene sokacak , özellikle Misaki Number One!

Ama!! Hayatınızda önemli bir dönüm noktası olan lisede yaşayabileceğiniz harika anıları unutmamak ve küçümsememek lazım! Lise arkadaşlarla beraber büyünen bir yerdir. Sizin ergenliğinizin keskin dönemlerine katlanmış o insanlar, hayatınızın geri kalanında artık size kolayca katlanabilecek siyah kuşağı elde etmiştir. 

Lisedeyken  ''artık bu çile bitsin '' derdim :(Çünkü hiç eğlenmediğimi ve dersaneyle okulun fazlasıyla yorucu olduğunu düşünüyordum. Fakat üniversiteye geldiğimde lisedeki arkadaşlıkların samimiyetini özlediğimi fark ettim. 

Bence beraber kafede oturup sohbet etmek ara sıra iyi olsa da, çok akılda kalıcı ve orijinal bir hatırası olmuyor.

Japon okul dizilerinin sevdiğim yanı da bu:) Amerikan dizilerindeki gruplaşma- grup kavgaları- kirli dedikoduların aksine ; ''bu arkadaş neden bu tavrı sergiliyor, onun için ne yapabilirim?'' diye endişelenmek...(Grup kavgaları var ama bunları çözme yoluna gidiyorlar)
Ancak bu mantık öğrencilerin gerçekten kim olmak istediklerini bulmaya yardımcı olabilir ve onları intiharın uçurumuna itmez!

 Bence üniversite yaşam savaşı verilen kalabalık bir yer. Herkesle ortak paydada birleşebilmek çok zorlaşıyor. Lisede beraberliği anlayın ve keyfini çıkarın :)

Okul anılarınızı hatırlatırken gençlerin sorunlarını ele alan bazı Japon okul dizisi önerilerim;
Hadi ne duruyoruz!!


Yankee kun to Megane chan

Ailecek izlenebilir/ Gençlik!


>Bu dizi değişimi ve onun sancılı sürecini eğlenceli bir kurgu ve oyuncu kadrosuyla ele alıyor. Komik ve eğlenceli yapımları sevdiğimden izledim. Yalnız ilk bölümden sonra güzelleşiyor , biraz sabredin ilk sahneye bakıp bırakmayın :) Denemeyi bırakmayın ve kendinizi değiştirmekten korkmayın!



Yankee kun ve Megane chan'da  beraber etkinlikler hazırlamanın arkadaşlar arası  iş birliğini artırıyor olmasından ve tüm sınıfı yakınlaştırmasından bahsederlerken kendi anılarımı hatırladım . Zamanında ''benim dersanem var, zaten çok yoğunum, ben beceremem , kim uğraşacak yav...'' dediğim okul etkinlik ve organizasyonlarında yer almanın bana neler kattığını o zamanlar fark edemediğimi anladım. Okulun benim gözümdeki değeri mezuniyetten sonra daha da arttı. Lise anılarım canlandı ve iyi ki böyle zorlu bir etkinliğin parçası olup tüm sınıfla ortak paydada bulunmayı başarabilmişim dedim :) Özellikle öğretmen desteksiz yaptığımız organizasyonlar gerçekten bizi birbirimize karşı sorumluluk sahibi yaptı ve birbirimize saygı duyduk ^.^

Önemli ve zor olan; sınıftan 3-5 kişiyle kanka olmak değil, herkese yakın durabilmek; herkesle anısı olmak ve herkesle beraber geçinmeyi öğrenerek bir şeyler yapmayı başarabilmek.. Sıkıntısı olan yakın arkadaşı olsun/ olmasın yardım eli uzatabilmek ve '' Ben burdayım yalnız değilsin'' diyebilmek. Bunu BİZ yaptık diyebilmek... Yardımlaştık , paylaştık, sıkıntılarımızdan büyüdük ve yarınımıza cesaretle yaklaşmayı birbirimizin desteğiyle başardık diyebilmek : ) 

Gülümseyerek hatırlayabileceğimiz anılarımızın bizi ömür boyu ısıtması ve ''pes etme'' demesi...


Switch Girl
+12 Gençlik

Bu dizinin her bölümü yaklaşık 25 dk sürüyor, şahsen ben çok eğlendim. Başrol oyuncusu rolüne fazlasıyla uymuş. Okulun popülerleri arası durumlar ve insani yanlar üzerine komik bir yapım. 
Popüler kızların okul dışında nasıl  olduğunu hiç merak ettiniz mi? Belki de en rahat kıyafetleriyle hiç beklenmedik tavırlar içerisinde sizi gülümsetebilecek halleri vardır. Belki de onları kendinize daha yakın hissedersiniz.


Her zaman her yerde kendimiz gibi olamadığımız belli bir şeydir. Zorlamanın anlamı yok :)
Asıl mesele, yanında kendimiz gibi olabildiğimiz arkadaşlara sahip olmak ve bu esnada diğerlerinin de kalbini kazanabilmek ^.^


Kızsal sorunlar ve bazı sahneler sebebiyle 12 yaş altı izlemezse daha güzel olur :)


Switch Girl 2 

+15 Gençlik




Açıkçası uzun sürüp canımı sıkmayan bu diziyi çok sevmekle beraber devamının olması gerektiğine inanıyordum ve 2.sezonu gelince çok mutlu oldum! Şimdi de inşallah 3. sezon diyorum :D
Arata çok cool  ^.^
Fakat lisede ilişkileri ileri taşımak için acele etmemelisiniz. 
Bazı sahneler sebebiyle +15 diyorum :D

Misaki Number One!!

Ailecek izlenebilir/ Gençlik!

Annem ve kız kardeşimle beraber '' Ay bu Misaki ne şeker, ne düşünceli , ay bu dizi çok zevkli ve öğretici '' diye öve öve izledik. Günlük problemlerle nasıl başa çıkılabileceği hakkında çok güzel dersler veriyor. Hem öğretici hem eğlenceli. Azim ve sebatın bir şeyin olacağına inanmayla getirdiği sonuçlar sizi ve çevrenizi de ikna edecek. Eee ne demişler inanmak başarmanın yarısıdır! Başkaları da sizin olacaklara inancınıza inanırsa yardım eder ;) 
Bir de kimseyi küçümsemeyin ^.^




Perfect Girl Evolution /Yamato Nadeshiko Shichi Henge

Gençlik

Bu hikayede üniversite okumak için Tokyo'ya gelen farklı ve ilginç özelliklere sahip öğrencilerin ev arkadaşlığı ve bedava oturabilmek için evin siyahlar içindeki kızını bir hanımefendiye dönüştürme çabalarını anlatıyor. 

Daha çok kim olduğunu ve nasıl biri olamanın seni ve etrafını mutlu ettiğini bulmanın yolunu anlatan ilginç bir dizi. Pek komedi tarzı değil ama eğlenceli sahneler var. 
Okulda geçen pek sahnesi olmasa da okul hayatında yara alanların bununla başa çıkması üzerine olduğu için listede :)

Bir diğer sebep biraz özel ama, annesiyle sadece teknoloji vasıtasıyla iletişim kuran çocuğa çok benzemem ^.^


Itazura na Kiss / Love in Tokyo 
Gençlik

Aslında bu diziye karşı kafamda o kadar çok olumsuz eleştiri var ki ayrı bir gönderide belirtmek istiyorum. Hatta zamanım olursa diğer versiyonlarla karşılaştırmasını yazmak istiyorum . (Gerçi kimse bloğumu takip etmezse, yazdıklarım okunmayacaksa çok üzücü olur, ama istediğiniz dizi yorumu önerilerini aşağıya yorum olarak yazarsanız mutlu olurum :)  
Spoiler olarak rahatsızlık duyduklarımın bir kısmından bahsettim.
 Tayvan ve Kore yapımını izlediyseniz konusunu yakından tanıdığınız bir dizi. Zaten tek güzel ve çekici yanı konusuydu diyebilirim.
Çok hayal kırıklığına uğradım. Mesaj vermeyi pek becerememişler sadece romantik bir dizi işte al izle demişler. Oysaki bu diziden öğrenilecek çok şey var öyle LÖNK diye olmuyor bazı şeyler!  Ben sırf karşılaştırmak istediğimden ve hikayenin sıcaklığı beni Tayvan versiyonunda çok etkilediğinden sonuna kadar izledim. Hikaye güzel ama o sıcaklık yok. 
Günümüzün kıyafet değiştirir gibi sevgili değiştiren nesline inat , sonuna kadar SEN diyen aşkı anlatması ve aptalca bir sevginin kalbinizi titretecek boyuta ulaşması... Tayvan versiyonu önerimdir. 2. sezon +16 ama çok orijinaldir ^.^



Spoiler / Bilmenin izleme zevkinizi etkileyeceğini düşünüyorsanız lütfen izlemeden okumayın: Başroldeki erkekle kız arasında gerçek hayatta 10 yaş farkı olması diziye fazlasıyla olumsuz olarak yansımıştı. Samimiyet gerektiren sahneler tamamen samimiyetsiz duruyordu. Üstelik kızın daha reşit olmadığını bilmek adama kendinden 10 yaş küçüğe sapıklık yapıyor, gözüyle bakmama sebep oldu ve senaryonun harikuledeliğine diğer versiyonlarındaki ufak tefek hatalara oranla çok daha fazlaca gölge düşürdü. Hadi onu geçtim bu dizinin en önemli sahnelerinden balayı sahnesi bile kızımızın yaşı dolayısıyla yoktu. Tayvan versiyonunda bayılarak izlediğim 2.sezonu Koreliler çekmedi keşke Japonlar çekmiş olsa diyordum ... Maalesef olmazmış kardeşim :( Ama değişmeyen şey senaryoya olan sevgim, çok sıcak bir senaryo var ve bence en kalbe işleyen, size bir sıcaklık hissettiren Tayvan versiyonu, kesin izleyin derim. +16 olmayanlar 2. sezonu izlemese daha güzel olur . Ama benim asıl orijinal bulduğum zaten  ne Korelilerin ne Japonların çekmeyi başarabildiği yegane 2. sezondu :D



Hana zakari no Kimi tachi e

Bu artık klasik oldu, fazla bahse gerek yok sanırım. Yakışıklılar cennetinde başkaları için azmetmenin gücünü görün!! 



Çok uzattım galiba :/

Sizin okula dönüş dizisi öneriniz?

Görüşürüz ~ Sayanora!
Hana
Lütfen beni takip edip destek vermeyi unutmayın ;)
 Önerilerinize her zaman açığım ..