Tuesday, October 15, 2019
Disqus Yorum Özrüm
Merhaba arkadaşlar,
Bloğa uzun süre sonra girip şöyle bir baktım ki... Ne göreyim?! Bunca zamandır yazılarıma gelen bir sürü yorumu görmüyormuşum. Dolayısıyla tüm bu yorumlar cevapsız kalmış.
Yorum yapmak için yıllar yıllar önce ayarlarını yapıp bıraktığım disqus uygulamasının gadget kodlarında oluşan bir sıkıntı nedeniyle bir süredir blogda yorum kısmını komple göremiyordum. Eski yorumlara da artık ulaşılamıyor.
Bu sorunu çok şükür çözdüm ancak şimdiye kadar bildirimi gelmeyen/ görmediğim yorumlara dönüş yapamadığım için sizlerden anlayış bekliyorum.
İyi günler dilerim,
Merve :)
Monday, October 14, 2019
Sulli, Jonghyun, Hatıralarımdaki Kore, Hislendim
Uzunca bir aranın ardından yeniden merhabalar.
Bu uzun aranın uzunluğunda yazmayla ilgili kendi içimde yaşadığım çeşitli çekişmeler ve depresyonla sonuçlanan mükemmeliyet krizlerimin getirdiği zaman kaybının etkisi büyük.
Lakin,
Bugün umutsuzca yazmaya, yazıya, sığınmayı istediğim bir üzücü haber aldım, aldık...
Sulli'nin intihar haberi ile bir kez daha tüylerimiz diken diken oldu.
https://www.instagram.com/p/B2MG92Wh5Ev/?utm_source=ig_web_options_share_sheet
Hiçbir şeyden haberim yok... Seoul Socho-gu'da yapılan polisle ilgili eylemin derinliklerine ineyim derken önceki gece Japonya'yı vuran yüzyılın tayfunu videolarını izleyip ağlamaktan tamamlayamadığım ama artık yetiştirmem gereken çeviri işim üzerinde çalışırken kardeşim yanaştı.
''Ablaa, az önce bi haber gördüm... yine içim bi tuhaf oldu...Sulli'de Jonghyun gibi...''
İşi gücü bırakıp haberleri taradım. Türkçe, İngilizce, Çince, Korece... Allkpop'ta 'Sulli' etiketi ile bu olay öncesi çıkan haberleri taradım. Gecenin bi saati olmuş. Sonrası duygular şelale...
Lise yıllarında benim favori grubumdu SHINee. Tam K-pop'la yeni tanışıyorken elime doğmuş gibilerdi mi desem yoksa birlikte büyüdük mü? Onların çalışkanlıkları beni az gaza getirmedi... Onların şarkıylarıyla az toparlamadım. F(x) çıkış yaptığında ilgi SHINee'den onlara kaymıştı. Müziklerini seviyordum ama F(x)'e de EXO'ya da aynı sebepten hiç ısınamadım. Üyelerini tek tek bilip programlarını çevrilmesini beklemeden izlemeye çalıştığım başka hiçbir grup olmadı. Zaten liseden sonra kpop'a ilgim baya azalmıştı. O eski şarkılar ve Kpop ortamı kalmamaya başladı gibi gelmişti ki.... şu anki durumla kıyaslamak istemiyorum bile. Şu ara sevdiğim Kpop şarkısı olursa dinlerim yoksa kim kimdir, ne zaman hangi şirketten çıkış yapmıştır hiç bilmem, o kadar çok grup var ki hangi birini takip edeyim? Ha bazı arkadaşlarım sıkı hayranıysa veya o grupla bi iş yapmışsa ister istemez öğreniyorum o ayrı. Çünkü arkadaş için çiğ tavuk.
Neyse efenim. IU'nun Jonghyun'dan çok beğenerek dil döke döke haklarını satın aldığı o ünlü şarkıyı bilirsiniz ''Gloomy Clock.'' Bu şarkı bana az teselli olmadı. Norebang'a gidip üst üste defalarca ağlaya ağlaya, çirkin çirkin söyleyip sonra kendime çeki düzen vererek çıkmışlığım çoktur. Depresyondayki bir insanın hisleri ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi. Ama eminim bu anca taşan kısmı. Kim bilir kabın kendisi ne kadar duygu yüklüydü...
Ünlü kişilik tipi testi MBTI'yi bilir misiniz? Hani 'N' tip intuitive insanlar var ya, daha çok artistik yeteneklilerin o grupta olduğu ya da dünyayı 5 duyu organından fazlasıyla algılayanların diyelim.
Dünyayı bu şekilde algıladığınızda hissettiklerinizi 5 duyu organıyla anlatabilmeniz sizce ne kadar mümkün? Bence çok zor. O orda var olan bir algı, bir his, sizin için gün gibi ama varlığını anlatamıyorsunuz. Bu bile başlı başına ne kadar iç şişirici. O yüzden diyorum anca dışarı taşan kısmı olabilir bu hisli sözler...
Bu şarkıdan sonra IU'nun bendeki yeri çok daha yüksek mertebelere taşındı. Böyle çok olgun, çok anlayışlı ve yaşına göre çok derin bi insan gibi hissetmeye başladım.
Sonra da Red Queen şarkısı... Hafızam yanıltmıyorsa 2014'te kendinden yaşça büyük bir erkek arkadaşı olduğu duyrulan Sulli gruptan ayrılmaya neredeyse zorlandı. İdoller için aşık olmak bile yasaktı. Oyunculuk kariyeri vs denilerek gruptan ayrılıp uzun süren nefret yorumlarıyla mücadele etmek zorunda olan arkadaşını anlayışı, destek oluşu ve de düşünceli duruşu ile IU bir kez daha IU'luğunu yaptı. Jonghyun'un da ilk dating scandalının ardından ( Ki biriyle çıkmak neden skandal olarak haber yapılıyor hala sorgularım) 90 derece eğilip ağlaya ağlaya günler gözümde canladı. Lisedeydim, zavallıya neden o kadar yüklenildiğini anlayamamıştım. Şimdi teknoloji daha çok farklı yollarla da sanatçıları kötü yorumlara ve karalamalara expose ediyor.
Yine IU'nun son dizisinde birlikte bi kaç episodeları vardı.
Anlayacağınız benim Sulli ile bağım IU üzerindendi. Direk büyük hayranı değildim. Ona rağmen çok fazla duygu yüklendim. Kafam binbir ihtimalle doldu...
YG'nin skandalları çıkıyor ama SM diğer şirketlere göre hala baya kapalı bir kutu. Küçük yaşta eğitilmeye başlanıp Sulli gibi 14-15 yaşındayken çıkış yaptırılan bu çocuklar erken yaşta, psikolojik gelişimlerini ve belki kendilerini gerçekleştiremeyecek şekilde yaşatılmaya başlıyorlar. Aileleriyle görüşmeleri, yemek yemeleri, tüm sosyal hayatları ajanslar tarafından kontrol edilmeye başlıyor. Robot gibi çalıştırılıyorlar. Çeşitli duygu dehlizlerine kapatıldıklarında da bir robot gibi yollarını bulsunlar isteniyor. Sadece eğlence alanında çalışanlar için değil, maalesef Kore'de pek çok alanda robotçasına yaşamayı kanıksıyor insanlar. İnsani tepki verdiklerinde kabullenilmiyorlar. Tabiki onca kötü yorumu okuyan robotun incinecek hisleri yok. İnsanım incindim diyince de anlayan pek yok. (Ha en son Japonya'da konuştuğum teknoloji ithalatçısı bi amcanın söylediğine göre olsun diye çok uğraşıyorlarmış o ayrı. O zamana robot tabirinin kapsamı değişirse beni aydınlatın.) Neden mi yok diyorum, bakın OECD intihar oranı en yüksek ülker listesinde en tepede tanıdık bir isim var.
Üniversite sınavında istediği puanı alamayan ya da sınava çalışma sürercinde intihar eden çocukların sayısına bakın... Kore'de Seongbukgu belediyesinin okulumuzda yaptığı intiharı önleme seminerlerine katılıp düzenli olarak etkinliklere çağrılan biri olarak diyebilirim ki durum ciddi. Hatta seminerlerden birinde bizi konuştular. Bu ülke ani ekonomik krizler, darbe girişimleri ile çalkalanıyor ama intihar oranı çok daha düşük diye bizi hem överek hem yererek örnek verdiler.
Bence bunun en önemli sebebi bence halkımızın çok insancıl oluşu, bir diğeri dini inanç. Yoksa son yıllarda ülkemizde psikoloji bırakmayan çok fazla şey yaşanıyor.
Ben yine dağıttım, toplayalım.
YG skandallarının ardından idol olmak için emek verip çıkış yapamayan pek çok kıza neler olduğunu üstü kapalı da olsa tahmin edebilecek hale geldik. Bu sektörden genel olarak yenilen ekmek, ülke kültürünün tanıtılması ve ülke ekonomisine katkısı ortada iken kimsenin bu sektörün kirli çamaşırlarını tamamen ortaya çıkarmak isteyeceğini düşünmüyorum. Tabiki içinde olan herkesin bildiği ama dışarıya ancak dedikodu ya da söylenti olarak çıkarak halk arasında bu haberlerin bir kısmı ufak da olsa yankı buluyordur. Lakin ciddi anlamda bizlerin işin iç yüzünü bilmesi zordur diye düşünüyorum. Ancak tahmin ediyoruz. O da hayal gücümüzün götürdüğü yere kadar. Elimizde elle tutulur bişey yok ve açıkçası ben mesela kendim adına, herkese ve her şeye rağmen peşine düşüp hem bir çok düşman edinip hem milyonlarca insanın pembe hayallerini baltalayabilecek psikolojide olduğumu düşünmüyorum. Böyle yollara girenler de bişekilde susturuluyordur diye düşünüyorum.
Bu olayla akla gelen sektörün bir diğer kirli yüzü ise sasaeng fanlar ve çılgın antiler. Sulli etiketli geçmiş haberleri aratırken, bi instagram live videosu ile karşılaştım. Kız hoşlanmadığını ve istemediğini belli etmesine rağmen 'hayran' olduğunu iddia eden kişi uygunsuz tavırlarına devam ederek kızın iradesini hiçe sayıyor ve onu korkutmaya başlıyor.
Kimse kimseyle istemediği bir şeyi yapmaya zorlanamaz.
Bu bir ünlü için karşılaşıldığında fotoğraf çekilme isteği gibi bir istek bile olsa.
Bir takım tehlikeli fanlar, ünlüleri sevdiklerini söylerken onların iradelerini ve isteklerini hiçe sayarak sınırları aşıyor, bazen tehlikeli takıntılarıyla geri dönülmez psikolojik yaralar açıyorlar.
Antilere gelince, sadece sevmeyenlere lafımız yok. Öte yandan, insanı uçuruma götüren yorumlar yapanlara üç beş bişey de ben desem sorun olmaz herhalde. Her şeye olumsuz ve rencide edici yorum yapabilecek kapasitede olan bu kişilerin çoğu sadece klavye başında asıp kesebilen, hayatta kendini başka türlü tatmin edebilecek uğraşı olmayan insanlardır. Beğenmedim diyip geçmezler, senin yaşamaya hakkın yok git kendini en yakın köprüden at şeklinde ve tabiki çok daha harap edici yorumlarla psikolojik olarak sanatçıyı ruhi bunalımlara sokarak yıkma teknikleri uygularlar.
Sulli'nin hangi hislerle gözlerini yumduğunu ya da yumdurulduğunu bilmiyoruz. Ama kpop dünyasında 'idol' diye gözümüzde büyüttüğümüz insanlar da, diğer sevdiğimzi ünlüler de bizim gibi insan. İnsanız ve türlü türlüyüz. Türlü türlü hislerimiz, anılarımız, düşlerimiz var.
Siz haberleri duyunca nasıl hissettiniz? Hangi anılarınızı gözünüz önüne getirdiniz?
If interested in economical status of Korean entertainment industry on investkorea with kotra reports please click here.
Bu uzun aranın uzunluğunda yazmayla ilgili kendi içimde yaşadığım çeşitli çekişmeler ve depresyonla sonuçlanan mükemmeliyet krizlerimin getirdiği zaman kaybının etkisi büyük.
Lakin,
Bugün umutsuzca yazmaya, yazıya, sığınmayı istediğim bir üzücü haber aldım, aldık...
Sulli'nin intihar haberi ile bir kez daha tüylerimiz diken diken oldu.
https://www.instagram.com/p/B2MG92Wh5Ev/?utm_source=ig_web_options_share_sheet
Hiçbir şeyden haberim yok... Seoul Socho-gu'da yapılan polisle ilgili eylemin derinliklerine ineyim derken önceki gece Japonya'yı vuran yüzyılın tayfunu videolarını izleyip ağlamaktan tamamlayamadığım ama artık yetiştirmem gereken çeviri işim üzerinde çalışırken kardeşim yanaştı.
''Ablaa, az önce bi haber gördüm... yine içim bi tuhaf oldu...Sulli'de Jonghyun gibi...''
İşi gücü bırakıp haberleri taradım. Türkçe, İngilizce, Çince, Korece... Allkpop'ta 'Sulli' etiketi ile bu olay öncesi çıkan haberleri taradım. Gecenin bi saati olmuş. Sonrası duygular şelale...
Lise yıllarında benim favori grubumdu SHINee. Tam K-pop'la yeni tanışıyorken elime doğmuş gibilerdi mi desem yoksa birlikte büyüdük mü? Onların çalışkanlıkları beni az gaza getirmedi... Onların şarkıylarıyla az toparlamadım. F(x) çıkış yaptığında ilgi SHINee'den onlara kaymıştı. Müziklerini seviyordum ama F(x)'e de EXO'ya da aynı sebepten hiç ısınamadım. Üyelerini tek tek bilip programlarını çevrilmesini beklemeden izlemeye çalıştığım başka hiçbir grup olmadı. Zaten liseden sonra kpop'a ilgim baya azalmıştı. O eski şarkılar ve Kpop ortamı kalmamaya başladı gibi gelmişti ki.... şu anki durumla kıyaslamak istemiyorum bile. Şu ara sevdiğim Kpop şarkısı olursa dinlerim yoksa kim kimdir, ne zaman hangi şirketten çıkış yapmıştır hiç bilmem, o kadar çok grup var ki hangi birini takip edeyim? Ha bazı arkadaşlarım sıkı hayranıysa veya o grupla bi iş yapmışsa ister istemez öğreniyorum o ayrı. Çünkü arkadaş için çiğ tavuk.
Neyse efenim. IU'nun Jonghyun'dan çok beğenerek dil döke döke haklarını satın aldığı o ünlü şarkıyı bilirsiniz ''Gloomy Clock.'' Bu şarkı bana az teselli olmadı. Norebang'a gidip üst üste defalarca ağlaya ağlaya, çirkin çirkin söyleyip sonra kendime çeki düzen vererek çıkmışlığım çoktur. Depresyondayki bir insanın hisleri ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi. Ama eminim bu anca taşan kısmı. Kim bilir kabın kendisi ne kadar duygu yüklüydü...
Ünlü kişilik tipi testi MBTI'yi bilir misiniz? Hani 'N' tip intuitive insanlar var ya, daha çok artistik yeteneklilerin o grupta olduğu ya da dünyayı 5 duyu organından fazlasıyla algılayanların diyelim.
Dünyayı bu şekilde algıladığınızda hissettiklerinizi 5 duyu organıyla anlatabilmeniz sizce ne kadar mümkün? Bence çok zor. O orda var olan bir algı, bir his, sizin için gün gibi ama varlığını anlatamıyorsunuz. Bu bile başlı başına ne kadar iç şişirici. O yüzden diyorum anca dışarı taşan kısmı olabilir bu hisli sözler...
Bu şarkıdan sonra IU'nun bendeki yeri çok daha yüksek mertebelere taşındı. Böyle çok olgun, çok anlayışlı ve yaşına göre çok derin bi insan gibi hissetmeye başladım.
Sonra da Red Queen şarkısı... Hafızam yanıltmıyorsa 2014'te kendinden yaşça büyük bir erkek arkadaşı olduğu duyrulan Sulli gruptan ayrılmaya neredeyse zorlandı. İdoller için aşık olmak bile yasaktı. Oyunculuk kariyeri vs denilerek gruptan ayrılıp uzun süren nefret yorumlarıyla mücadele etmek zorunda olan arkadaşını anlayışı, destek oluşu ve de düşünceli duruşu ile IU bir kez daha IU'luğunu yaptı. Jonghyun'un da ilk dating scandalının ardından ( Ki biriyle çıkmak neden skandal olarak haber yapılıyor hala sorgularım) 90 derece eğilip ağlaya ağlaya günler gözümde canladı. Lisedeydim, zavallıya neden o kadar yüklenildiğini anlayamamıştım. Şimdi teknoloji daha çok farklı yollarla da sanatçıları kötü yorumlara ve karalamalara expose ediyor.
Yine IU'nun son dizisinde birlikte bi kaç episodeları vardı.
Anlayacağınız benim Sulli ile bağım IU üzerindendi. Direk büyük hayranı değildim. Ona rağmen çok fazla duygu yüklendim. Kafam binbir ihtimalle doldu...
YG'nin skandalları çıkıyor ama SM diğer şirketlere göre hala baya kapalı bir kutu. Küçük yaşta eğitilmeye başlanıp Sulli gibi 14-15 yaşındayken çıkış yaptırılan bu çocuklar erken yaşta, psikolojik gelişimlerini ve belki kendilerini gerçekleştiremeyecek şekilde yaşatılmaya başlıyorlar. Aileleriyle görüşmeleri, yemek yemeleri, tüm sosyal hayatları ajanslar tarafından kontrol edilmeye başlıyor. Robot gibi çalıştırılıyorlar. Çeşitli duygu dehlizlerine kapatıldıklarında da bir robot gibi yollarını bulsunlar isteniyor. Sadece eğlence alanında çalışanlar için değil, maalesef Kore'de pek çok alanda robotçasına yaşamayı kanıksıyor insanlar. İnsani tepki verdiklerinde kabullenilmiyorlar. Tabiki onca kötü yorumu okuyan robotun incinecek hisleri yok. İnsanım incindim diyince de anlayan pek yok. (Ha en son Japonya'da konuştuğum teknoloji ithalatçısı bi amcanın söylediğine göre olsun diye çok uğraşıyorlarmış o ayrı. O zamana robot tabirinin kapsamı değişirse beni aydınlatın.) Neden mi yok diyorum, bakın OECD intihar oranı en yüksek ülker listesinde en tepede tanıdık bir isim var.
Üniversite sınavında istediği puanı alamayan ya da sınava çalışma sürercinde intihar eden çocukların sayısına bakın... Kore'de Seongbukgu belediyesinin okulumuzda yaptığı intiharı önleme seminerlerine katılıp düzenli olarak etkinliklere çağrılan biri olarak diyebilirim ki durum ciddi. Hatta seminerlerden birinde bizi konuştular. Bu ülke ani ekonomik krizler, darbe girişimleri ile çalkalanıyor ama intihar oranı çok daha düşük diye bizi hem överek hem yererek örnek verdiler.
Bence bunun en önemli sebebi bence halkımızın çok insancıl oluşu, bir diğeri dini inanç. Yoksa son yıllarda ülkemizde psikoloji bırakmayan çok fazla şey yaşanıyor.
Ben yine dağıttım, toplayalım.
YG skandallarının ardından idol olmak için emek verip çıkış yapamayan pek çok kıza neler olduğunu üstü kapalı da olsa tahmin edebilecek hale geldik. Bu sektörden genel olarak yenilen ekmek, ülke kültürünün tanıtılması ve ülke ekonomisine katkısı ortada iken kimsenin bu sektörün kirli çamaşırlarını tamamen ortaya çıkarmak isteyeceğini düşünmüyorum. Tabiki içinde olan herkesin bildiği ama dışarıya ancak dedikodu ya da söylenti olarak çıkarak halk arasında bu haberlerin bir kısmı ufak da olsa yankı buluyordur. Lakin ciddi anlamda bizlerin işin iç yüzünü bilmesi zordur diye düşünüyorum. Ancak tahmin ediyoruz. O da hayal gücümüzün götürdüğü yere kadar. Elimizde elle tutulur bişey yok ve açıkçası ben mesela kendim adına, herkese ve her şeye rağmen peşine düşüp hem bir çok düşman edinip hem milyonlarca insanın pembe hayallerini baltalayabilecek psikolojide olduğumu düşünmüyorum. Böyle yollara girenler de bişekilde susturuluyordur diye düşünüyorum.
Bu olayla akla gelen sektörün bir diğer kirli yüzü ise sasaeng fanlar ve çılgın antiler. Sulli etiketli geçmiş haberleri aratırken, bi instagram live videosu ile karşılaştım. Kız hoşlanmadığını ve istemediğini belli etmesine rağmen 'hayran' olduğunu iddia eden kişi uygunsuz tavırlarına devam ederek kızın iradesini hiçe sayıyor ve onu korkutmaya başlıyor.
Kimse kimseyle istemediği bir şeyi yapmaya zorlanamaz.
Bu bir ünlü için karşılaşıldığında fotoğraf çekilme isteği gibi bir istek bile olsa.
Bir takım tehlikeli fanlar, ünlüleri sevdiklerini söylerken onların iradelerini ve isteklerini hiçe sayarak sınırları aşıyor, bazen tehlikeli takıntılarıyla geri dönülmez psikolojik yaralar açıyorlar.
Antilere gelince, sadece sevmeyenlere lafımız yok. Öte yandan, insanı uçuruma götüren yorumlar yapanlara üç beş bişey de ben desem sorun olmaz herhalde. Her şeye olumsuz ve rencide edici yorum yapabilecek kapasitede olan bu kişilerin çoğu sadece klavye başında asıp kesebilen, hayatta kendini başka türlü tatmin edebilecek uğraşı olmayan insanlardır. Beğenmedim diyip geçmezler, senin yaşamaya hakkın yok git kendini en yakın köprüden at şeklinde ve tabiki çok daha harap edici yorumlarla psikolojik olarak sanatçıyı ruhi bunalımlara sokarak yıkma teknikleri uygularlar.
Sulli'nin hangi hislerle gözlerini yumduğunu ya da yumdurulduğunu bilmiyoruz. Ama kpop dünyasında 'idol' diye gözümüzde büyüttüğümüz insanlar da, diğer sevdiğimzi ünlüler de bizim gibi insan. İnsanız ve türlü türlüyüz. Türlü türlü hislerimiz, anılarımız, düşlerimiz var.
Siz haberleri duyunca nasıl hissettiniz? Hangi anılarınızı gözünüz önüne getirdiniz?
If interested in economical status of Korean entertainment industry on investkorea with kotra reports please click here.
Tuesday, January 16, 2018
KORE'DE YÜKSEK LİSANS YAPMAK VE BURSLAR ÜZERİNE - Pt 1 Roommate Edition
Herkese Merhabalar!
Kore'de yüksek lisansa geldim derken ilk dönemin çoktan bitmiş bile.
Sıklıkla burada okumakla ilgili sorular alıyorum. Ama tek tek cevaplamak son zamanlarda benim için çok zorlaştı. Özellikle KGSP başvurularının yaklaşmasıyla artan sorulara ayıracak zamanım kalmamaya başladı. O yüzden tek tek yazmak yerine buraya yazayım ihtiyacı olan okusun istedim.
Ben lafımı ortaya koyarım beğenen alır beğenmeyen almaz kkkk :D
Çevremdeki yabancı öğrencilerin deneyimlerinden belki kendinize de pay çıkarırsınız dediğim hikayelerden oluşan, kenarda dursun diye yeni bi seriye başlıyorum. Hedefim düzenli olarak "The Stories of Those Around Me" tadında yazmak. Kore cilt bakımına hala hastayım ama bu ara o konuda yazasım gelmiyor. Buraya gelince daha duygusal oldum sanırım. :D
Beni bir süredir okuyanlardansanız kendini kısaca ifade etmekte zorlanan biri olduğumu biliyorsunuzdur. İnşallah sıkılmazsınız ;)
Eski şarkıların çaldığı cici bir kitap kafedeyim. Bir elimde lattem diğer elimde Kore'den döner dönmez Türk yemeklerine olan özleminin verdiği gazla beni düşünerek Türkiye'den bana mutluluğun paketini yollayan bebiş bir arkadaşımın özenle seçtiği damla sakızlı Türk lokumum. Küçük olduğu için rahat rahat çiğniyorum. Zaten lokumun hep küçük olanını tercih ettim.
Bu çılgın dünyadaa.... diyor çalan şarkı. Bu çılgın dünyanın bu tarafında bakın neler oluyor ? Yeniden koşacağım diyor... Zaman akıyor diyor... İnsanların bakışı kafamdaki kadar temiz değilmiş anladım bu kış gecesinde diyor... Gelebilir miyim diyor, senin olduğun yere...
Lütfen bu yazıyı tamamen okumadan Kore'de lisans/ yüksek lisans eğitimi ve KGSP hakkında soru sormamaya çalışın. Herkes gibi benim de zamanım değerli. Günlük olarak buralarda ne yaptığımla ilgileniyorsanız instagram: meishenmeblog
Exchange? Normal Öğrencilik?
Öncelikle Kore'de exchange yapmakla (değişim öğrencisi olmakla) normal öğrenci olmak çok farklı şeyler.
Misal benim şu an ki oda arkadaşım.
***Konuştuğumuz dil Türkçe olmadığından baya benim interpretation ımı içeren bi çeviri ile okuyacağınız konusunda sizi baştan uyarayım ***
Bir kaç sene önce değişim öğrencisi olarak gelmiş. Sadece bir dönem için gelmesine rağmen çok memnun kalıp bir dönem daha uzatmış. Toplam 1 sene Kore'de yaşamasının ardından eğitim hayatını tecrübe ettiğini düşündüğü için, ülkesine döndüğünde de mezun olduktan sonra yüksek lisansa buraya gelmeyi çok istemiş. Binbir zorlukla burs alıp gelmiş, şu an o çok istediği bölümde yüksek lisans yapıyor. Üniversitemiz Kore'nin en iyi üniversitelerinden biri ve en çok yabancı öğrencisi olanlardan da biri. Kaynakları zengin, İngilizce ders seçeneği pek çok üniversiteden iyi.
Şimdi normal öğrenci olan arkadaşım, odaya her geldiğinde ne yapıyor biliyor musunuz?
Yorganını tekmeliyor. Araştırma görevlilerine, hocalara sövüyor. Hiç arkadaş edinememesine anlam veremiyor. Japonca bilmemesine rağmen derste Japonca çeviri yapması istenince karşı çıkamadığı için kendi saçını yoluyor. Ona hiç sorulmadan yapılan grup toplantılarında, kendisine sürekli bedavaya ağır çeviri işi yaptırılmasından kaçma yolları arıyor.
Okuldan her dönüşünde morali bozuk. Burda öğrenmek istediği çok şey var ama eğitim sistemi onu çok zorluyor. Geldiğinden beri en çabuk nasıl bitirip dönerimin hesabında.
O da, ben de internet aleminde pek de tanınmayı isteyen tipler değiliz. O yüzden kişiliği hakkında detaya girmiyorum. İkimizin hikayesi farklı, hislerimiz beklentilerimiz farklı ama bazı sorunlar burda ortak. Kendimizce arkadaş canlısı sayılırız. Öyle çok çok sevmeseniz de tanışır tanışmaz pek nefret edilesi şeyler yapmayan tipler olduğumuz kanısındayım. Ortalama tipleriz yani.
O sarışın, renkli gözlü, baya beyaz güpgüzel bir Avrupalı. Korecesi çok iyi ( zaten yüksek seviye TOPİK olmadan burs bulmak zor, oraya gidince öğrenirim demeyin mutlaka gelmeden Türkiye'de en az orta seviyeye kadar öğrenin. İngilizceniz IELTS 6 nın altındaysa mümkün mertebe iyileştirmeden bulaşmayın. Bir yabancı olarak İngilizce burda hayatta kalmak için can simidiniz, Koreceniz ne kadar iyi olursa olsun!!!) Kore kültürüne, tarihine, coğrafyasına çok hakim. Hanja yazılı kalın kitapları sorunsuzca okuyor ben de ağzım açık bakıyorum. İngilizcesi zaten sular seller...İyi bir okuldan iyi bir ortalama ile mezun olmuş. Avrupalı olduğu için Korelilerin ülkesine laf söylediği de yok.
Burada ki kütüphanelere aşık. Tüm parasını kitaplara yatırıyor. Onu görünce dedim ki sen yüksek lisans için bu kadar hevesli değilsin Merve, acaba bursunu bu kadar hak ettin mi?
Bu insan, mezun olana kadar dayanamayacağını düşündüğü için degree almasam da edinebildiğim kadar bilgi edineyim de gideyim şurdan diye azimle çalışıyor.
Bugün bu yazıyı yazma sebebim de, işte bu arkadaşımın 1 aylık tatilinin ardından Kore'ye kıpkırmızı gözlerle dönmesi. Gelir gelmez danışman hocasına yardımcı olan araştırma görevlisi ile tartışmış. Buradaki sistem çok zoruma gidiyor Merve diyor.
Kendimi Aptal Gibi Hissettiğim Bi Geceydi...
İngilizce dersler kısıtlı olduğu için Korece ders alıyorum. Şöyle diyeyim derslerimin 3/4 ü Korece. Bir de yani İngilizce derslerin konusu genelde Türkiye'de de öğrenebileceğim şeyler olduğu için Koreyle ilgili bir şeyler öğrenebilmek adına Korece ders seçiyorum.
Ki buraya geliyorsanız burada öğrenebileceğiniz bilgiye değer vermelisiniz diye düşünüyorum. Burs başvurularında da buna çok dikkat ediyorlar. Mesela Kore'de gelişmiş bi teknoloji mi var onla mı ilgileniyorsun? Ya da Kore'de üzerinde çalışacağın konuda eğitim alman Türkiye'de aldığın eğitimden farklı bişey mi kazandıracak san? Sana, ülkene, dünyaya ne katacak? Ne kadar farklı? Bilgiye ne kadar aşıksın? Bilgiyi mi istiyorsun Kore'de yaşamayı mı? Yüksek lisans- doktora içinse ilerde hoca olmayı düşünüyor musunuz? başvururken bunları iyi düşünmelisiniz. Burs sürecinde Pragmatist olmakla atfedildim. Yüz ifadelerinden çok da iyi şeyler kastetmeden kibarca söylemeye çalıştıkları için bu ifadeyi tercih ettiklerini düşünüyorum. Gel gör ki burs alıyorsanız karşıdaki sizden dönüşte pragmatik beklentilere girebilir bu pek tabii bişey. Sizin özellikleriniz, CV'niz, okulunuz ilk bakışta çok çok iyi olsa bile burdaki eğitimle ilgili pragmatik bi dönütünüz olmayacaksa sizin tercih etmeyebilirler.
Konuşma konusunda günlük hayatta Korece ile yeterince idare ediyorum. Korecemi siz ölçün; Dil okulunu atladım ( pişmanım bu ayrı bi yazı konusu olur) Din felsefesi, kadın erkek hakları, bit coin, göçmen hakları, askerlik sistemi hakkında Korelilerle sohbet edebiliyorum. Gelin görün ki danışman hocam için Korecem hep yetersiz. İngilizce- Korece, Korece- İngilizce kanun çevirisi yapmamı bekliyor. Ben daha Türkçeme güvenmiyorum ki... İlk dönemin olduğu için affediyorum ikinci dönem böyle olmayacak bil diyor.
Kore'de Yaşamı Merak Ediyorsanız : Dil Okulu
Dersler, profesyonel dil, günlük hayat gibi değil bambaşka bir şey. Çoğu dersten çıktığımda ruhum erimiş, enerjim düşmüş oluyor. Yarısını anlasam seviniyorum. Özellikle önemli bir sunum veya rapor üzerine çalışıyorsam kendimi aptal gibi hissettiğim çok gün oluyor. Bunun sebebi bi hedefim olması. Bunları anlıyor olmayı istemem. Dersleri takmayayım sırf Kore'de yaşamak, deneyimlemek için geleyim diyorsanız, lisans ya da yüksek lisansa değil dil eğitimine gelmenizi tavsiye ederim. Ya da tezsiz programlara.
İşte böyle bir gecede oda arkadaşım beni avutmak için çok anlamlı deneyimlerini benimle paylaştı;
'' Merve, ben exchange'e geldiğimde her şey çok güzeldi. Okul kulüplerine üye oldum, gezdik MT'lere gittik, çılgınca içtik eğlendik...Halletmem gereken resmi iş, okul işi vs olduğunda Badim vardı (Buddy programları okuldaki yabancı öğrencilerle bir Koreliyi eşleştiriyor, yabancının sisteme adaptasyonunu kolaylaştırıyor.) Şimdi ise okulda yalnızım, her resmi iş normalden 3 kat zor ilerliyor. Arkadaş edinmeye çalışsam da Koreliler soğuk ya da kendi işinde gücünde...
"Ben yalnızlığa alışkın insanım. Annemle babam ben çok küçükken ayrıldı, yeni ailelerini kurdular. Liseden beri yurtlarda, ailemden ayrı yalnız kalıyorum, hiç şikayetçi olmadım. Bir kere erkek arkadaşım oldu ama kendi işimi kendim halletmeye o kadar alışmışım ki bi noktada birinden yardım almak tuhaf gelmeye başlamıştı.
Gel gelelim hayatımda hiç şu anki kadar yalnız hissetmedim. Kendi kendine yeten biri olmakla buradaki durumumuz çok farklıymış.
Seoul insanı yalnız,
iyi bi okulda normal öğrenciysen rakip gibi görüyorlar,
hocalar artık seni normal öğrenci olarak görüp beklentilerini yükseltiyorlar ama nasıl yapacağını anlatmıyorlar, yine yalnızsın.
Koreli kızlar Avrupalı kızların yanında sırf kendilerini çirkin hissediyor diye, senle yan yana gelmeye çekiniyorlar diye sen yalnızsın.
Koreli erkekler sana 'beyaz ata binmek' için yanaşıyor diye yine sen yalnızsın.
Başkaları ders notlarının hangi kırtasiyede olduğunu biliyor ama sen bilmiyorsun çünkü sen yalnız yabancısın.
Yabancı eşittir Çinli olan yabancılardan değilsen onların yine kendi komünitesi var sense kendi içinde yalnızsın.
Korelilerin aşırı grupçu kültürü içinde sana dayattıkları sen yabancısın hissi ile ne kadar iyi Korece konuşsan da yabancı yabancı olduğu ve pek çok Koreli buna alışık olmadığı için yalnızsın. Bölümden tek arkadaşım başka bir Avrupalı. Bir de sen varsın. Oda arkadaşım olmasan sen de belki takmazdın, görmezdin bile beni...
Exchange iken böyle değildi.
Herkes "misafir o" gözüyle bakıyormuş şimdi anlıyorum. Rakipleri değilsin, misafirsin. Bi konuya onlardan daha hakim olabileceğin, hocanın gözüne daha çok girebileceğin endişesini taşımıyorlar. Sen gezip eğlenmelisin, zaten 3 günlüğüne burdasın, not ortalamanı dönünce düşüneceksin nasılsa. Hoca sana baskı yapmıyor, çünkü 2000 lere kadar kimsenin tınlamadığı Kore kültürü öğrenmeye gelen beyaz misafirsin, eurosun, globaliz diyebilmeleri için ordasın. Bilgi için değil büyük ihtimal Hallyu için, ya da değişiklik olsun falan diye ordasın Ülkelerini iyi göstermeliler ki Avrupadaki okullar onlarla exchange anlaşması yapmayı kabul etsin. Daha çok öğrenci kontenjanı olsun. Koreliler de Avrupa'daki okullara gidebilsin.
Şimdi ise farkındalar, bazen Kore tarihi hakkında onların bilmediği bir şey bildiğimde Profun beni övmesi halinde rakip olduğumu düşündürtüyor olmalı ki not paylaşmıyorlar... Bir kere bir sunbaem kitabını paylaştı ağlayacaktım sevinçten... Exchange iken böyle değildi...
Hocayla tezim hakkında görüşme yapmak için 3 haftadır randevu almaya çalışıyorum. Asistan sanki hoca bulunmaz Hint kumaşı imiş gibi davranıyor. Bi görüşme ayarlamaya çekiniyor. Bizde olsa çal kapısını gir. O da insan. Öğrencilerle olmayı, öğretmeyi sevdiği için hoca olmuş diye bakıyoruz. Kore'deki bu saygı zinciri ilk başta hoştu ama resmi dairede bişey yapmak istediğinde gereksiz karışıklık yaratıyor. Hindistan kast sistemi kadar ağır geliyor bana...
Biz burda zor bişey yapmaya çabalıyoruz Merve Hocam. Kendi ülkende bile yüksek lisans zor bişey. Zaman, emek, göz yaşı istiyor. ( BTS - Blood tears... çalar kkk) Biz bunu yeterince hakim olmadığımız bir dilde, saat farkıyla, hava farkıyla, kültür farkıyla, yemek farkıyla, sistem farkıyla, çevre farkıyla, para farkıyla ve yalnızlıkla mücadele ederken başarmaya çalışıyoruz, üstelik şöyle yol gösteren de yok. O yüzden enerjinin bitmesi, bazen aptal gibi hissetmen normal. İnan ben de aynıyım, seni çok iyi anlıyorum. Yeniden şarj olup bunu başarırsan da kendini daha güçlü hissedip zorluklar karşısında yılmamayı öğrenirsin herhalde. Ya da kendi kendine bi süre, bu işte böylce bitti diye sevinirsin falan... Orasından tam emin değilim ama bildiğim bi şey varsa; her ne kadar dışardan kolay gibi görünse de biz zor bişey yapıyoruz.
Dünyanın en bebiş insanlarısınız, ailenizin değerli çocuğusunuz. Sevilmeyi, mutlu olmayı hepiniz hak ediyorsunuz. Ben yaratılanı yaradandan ötürü sevme taraftarıyım.
Korelidir, Brunaylıdır, Amerikalıdır, Antarktikalıdır... İnsanız yani. Hepimizin kendi içinde ayrı bi evren var. Şu millet şöyledir demek doğru değil bence. Bi sıkıntı varsa karşılaştığımız insanındır, insanın yaptığı sistemin bi çarkınındır falan. O yüzden bu yazıdan umarım kimse Koreliler kötü gibi bi sonuca varmamıştır. Çünkü burdaki amaç o değil.
Amaç, adaptasyon yeteneğinizi gözden geçirirken bahsettiğim sıkıntıları göz önünde bulundurmanız. Kore'de yaşamın dizilerden farklı olduğunu, eğitimin çok sıkı olduğunu bilmeniz, kendinizi hazırlayıp gelmeniz.
Dışardan nasıl görünürse görünsün hepimizin kalbinin derinliklerinde üzüntüleri, sıkıntıları var.
İnsan olduğumuz sürece bu hepimizde olan bişey dimi? Sıkıntının kaynağı değişiyor burda. Virüsün türü farklı. Bağışıklık sisteminizin güçlülüğüne bağlı her şey. Hastayken mız mız olurum derseniz burda zorluk onla orantılı gibi düşünebilirsiniz.
İlk geldiğimde gerçek anlamda her şey çok zordu ve pek çok hayal kırıklığım oldu. Şimdi zor olsa da alıştım. Çünkü biliyorum dünyada kolay elde edilmiş bişey yok.
Dışardan bakınca kolay görülse de.
İyi günler!!!
Kore'de yüksek lisansa geldim derken ilk dönemin çoktan bitmiş bile.
Sıklıkla burada okumakla ilgili sorular alıyorum. Ama tek tek cevaplamak son zamanlarda benim için çok zorlaştı. Özellikle KGSP başvurularının yaklaşmasıyla artan sorulara ayıracak zamanım kalmamaya başladı. O yüzden tek tek yazmak yerine buraya yazayım ihtiyacı olan okusun istedim.
Ben lafımı ortaya koyarım beğenen alır beğenmeyen almaz kkkk :D
Çevremdeki yabancı öğrencilerin deneyimlerinden belki kendinize de pay çıkarırsınız dediğim hikayelerden oluşan, kenarda dursun diye yeni bi seriye başlıyorum. Hedefim düzenli olarak "The Stories of Those Around Me" tadında yazmak. Kore cilt bakımına hala hastayım ama bu ara o konuda yazasım gelmiyor. Buraya gelince daha duygusal oldum sanırım. :D
Beni bir süredir okuyanlardansanız kendini kısaca ifade etmekte zorlanan biri olduğumu biliyorsunuzdur. İnşallah sıkılmazsınız ;)
Eski şarkıların çaldığı cici bir kitap kafedeyim. Bir elimde lattem diğer elimde Kore'den döner dönmez Türk yemeklerine olan özleminin verdiği gazla beni düşünerek Türkiye'den bana mutluluğun paketini yollayan bebiş bir arkadaşımın özenle seçtiği damla sakızlı Türk lokumum. Küçük olduğu için rahat rahat çiğniyorum. Zaten lokumun hep küçük olanını tercih ettim.
Bu çılgın dünyadaa.... diyor çalan şarkı. Bu çılgın dünyanın bu tarafında bakın neler oluyor ? Yeniden koşacağım diyor... Zaman akıyor diyor... İnsanların bakışı kafamdaki kadar temiz değilmiş anladım bu kış gecesinde diyor... Gelebilir miyim diyor, senin olduğun yere...
Lütfen bu yazıyı tamamen okumadan Kore'de lisans/ yüksek lisans eğitimi ve KGSP hakkında soru sormamaya çalışın. Herkes gibi benim de zamanım değerli. Günlük olarak buralarda ne yaptığımla ilgileniyorsanız instagram: meishenmeblog
Exchange? Normal Öğrencilik?
Öncelikle Kore'de exchange yapmakla (değişim öğrencisi olmakla) normal öğrenci olmak çok farklı şeyler.
Misal benim şu an ki oda arkadaşım.
***Konuştuğumuz dil Türkçe olmadığından baya benim interpretation ımı içeren bi çeviri ile okuyacağınız konusunda sizi baştan uyarayım ***
Bir kaç sene önce değişim öğrencisi olarak gelmiş. Sadece bir dönem için gelmesine rağmen çok memnun kalıp bir dönem daha uzatmış. Toplam 1 sene Kore'de yaşamasının ardından eğitim hayatını tecrübe ettiğini düşündüğü için, ülkesine döndüğünde de mezun olduktan sonra yüksek lisansa buraya gelmeyi çok istemiş. Binbir zorlukla burs alıp gelmiş, şu an o çok istediği bölümde yüksek lisans yapıyor. Üniversitemiz Kore'nin en iyi üniversitelerinden biri ve en çok yabancı öğrencisi olanlardan da biri. Kaynakları zengin, İngilizce ders seçeneği pek çok üniversiteden iyi.
Şimdi normal öğrenci olan arkadaşım, odaya her geldiğinde ne yapıyor biliyor musunuz?
Yorganını tekmeliyor. Araştırma görevlilerine, hocalara sövüyor. Hiç arkadaş edinememesine anlam veremiyor. Japonca bilmemesine rağmen derste Japonca çeviri yapması istenince karşı çıkamadığı için kendi saçını yoluyor. Ona hiç sorulmadan yapılan grup toplantılarında, kendisine sürekli bedavaya ağır çeviri işi yaptırılmasından kaçma yolları arıyor.
Okuldan her dönüşünde morali bozuk. Burda öğrenmek istediği çok şey var ama eğitim sistemi onu çok zorluyor. Geldiğinden beri en çabuk nasıl bitirip dönerimin hesabında.
O da, ben de internet aleminde pek de tanınmayı isteyen tipler değiliz. O yüzden kişiliği hakkında detaya girmiyorum. İkimizin hikayesi farklı, hislerimiz beklentilerimiz farklı ama bazı sorunlar burda ortak. Kendimizce arkadaş canlısı sayılırız. Öyle çok çok sevmeseniz de tanışır tanışmaz pek nefret edilesi şeyler yapmayan tipler olduğumuz kanısındayım. Ortalama tipleriz yani.
O sarışın, renkli gözlü, baya beyaz güpgüzel bir Avrupalı. Korecesi çok iyi ( zaten yüksek seviye TOPİK olmadan burs bulmak zor, oraya gidince öğrenirim demeyin mutlaka gelmeden Türkiye'de en az orta seviyeye kadar öğrenin. İngilizceniz IELTS 6 nın altındaysa mümkün mertebe iyileştirmeden bulaşmayın. Bir yabancı olarak İngilizce burda hayatta kalmak için can simidiniz, Koreceniz ne kadar iyi olursa olsun!!!) Kore kültürüne, tarihine, coğrafyasına çok hakim. Hanja yazılı kalın kitapları sorunsuzca okuyor ben de ağzım açık bakıyorum. İngilizcesi zaten sular seller...İyi bir okuldan iyi bir ortalama ile mezun olmuş. Avrupalı olduğu için Korelilerin ülkesine laf söylediği de yok.
Burada ki kütüphanelere aşık. Tüm parasını kitaplara yatırıyor. Onu görünce dedim ki sen yüksek lisans için bu kadar hevesli değilsin Merve, acaba bursunu bu kadar hak ettin mi?
Bu insan, mezun olana kadar dayanamayacağını düşündüğü için degree almasam da edinebildiğim kadar bilgi edineyim de gideyim şurdan diye azimle çalışıyor.
Bugün bu yazıyı yazma sebebim de, işte bu arkadaşımın 1 aylık tatilinin ardından Kore'ye kıpkırmızı gözlerle dönmesi. Gelir gelmez danışman hocasına yardımcı olan araştırma görevlisi ile tartışmış. Buradaki sistem çok zoruma gidiyor Merve diyor.
Kendimi Aptal Gibi Hissettiğim Bi Geceydi...
İngilizce dersler kısıtlı olduğu için Korece ders alıyorum. Şöyle diyeyim derslerimin 3/4 ü Korece. Bir de yani İngilizce derslerin konusu genelde Türkiye'de de öğrenebileceğim şeyler olduğu için Koreyle ilgili bir şeyler öğrenebilmek adına Korece ders seçiyorum.
Ki buraya geliyorsanız burada öğrenebileceğiniz bilgiye değer vermelisiniz diye düşünüyorum. Burs başvurularında da buna çok dikkat ediyorlar. Mesela Kore'de gelişmiş bi teknoloji mi var onla mı ilgileniyorsun? Ya da Kore'de üzerinde çalışacağın konuda eğitim alman Türkiye'de aldığın eğitimden farklı bişey mi kazandıracak san? Sana, ülkene, dünyaya ne katacak? Ne kadar farklı? Bilgiye ne kadar aşıksın? Bilgiyi mi istiyorsun Kore'de yaşamayı mı? Yüksek lisans- doktora içinse ilerde hoca olmayı düşünüyor musunuz? başvururken bunları iyi düşünmelisiniz. Burs sürecinde Pragmatist olmakla atfedildim. Yüz ifadelerinden çok da iyi şeyler kastetmeden kibarca söylemeye çalıştıkları için bu ifadeyi tercih ettiklerini düşünüyorum. Gel gör ki burs alıyorsanız karşıdaki sizden dönüşte pragmatik beklentilere girebilir bu pek tabii bişey. Sizin özellikleriniz, CV'niz, okulunuz ilk bakışta çok çok iyi olsa bile burdaki eğitimle ilgili pragmatik bi dönütünüz olmayacaksa sizin tercih etmeyebilirler.
Konuşma konusunda günlük hayatta Korece ile yeterince idare ediyorum. Korecemi siz ölçün; Dil okulunu atladım ( pişmanım bu ayrı bi yazı konusu olur) Din felsefesi, kadın erkek hakları, bit coin, göçmen hakları, askerlik sistemi hakkında Korelilerle sohbet edebiliyorum. Gelin görün ki danışman hocam için Korecem hep yetersiz. İngilizce- Korece, Korece- İngilizce kanun çevirisi yapmamı bekliyor. Ben daha Türkçeme güvenmiyorum ki... İlk dönemin olduğu için affediyorum ikinci dönem böyle olmayacak bil diyor.
Kore'de Yaşamı Merak Ediyorsanız : Dil Okulu
Dersler, profesyonel dil, günlük hayat gibi değil bambaşka bir şey. Çoğu dersten çıktığımda ruhum erimiş, enerjim düşmüş oluyor. Yarısını anlasam seviniyorum. Özellikle önemli bir sunum veya rapor üzerine çalışıyorsam kendimi aptal gibi hissettiğim çok gün oluyor. Bunun sebebi bi hedefim olması. Bunları anlıyor olmayı istemem. Dersleri takmayayım sırf Kore'de yaşamak, deneyimlemek için geleyim diyorsanız, lisans ya da yüksek lisansa değil dil eğitimine gelmenizi tavsiye ederim. Ya da tezsiz programlara.
İşte böyle bir gecede oda arkadaşım beni avutmak için çok anlamlı deneyimlerini benimle paylaştı;
'' Merve, ben exchange'e geldiğimde her şey çok güzeldi. Okul kulüplerine üye oldum, gezdik MT'lere gittik, çılgınca içtik eğlendik...Halletmem gereken resmi iş, okul işi vs olduğunda Badim vardı (Buddy programları okuldaki yabancı öğrencilerle bir Koreliyi eşleştiriyor, yabancının sisteme adaptasyonunu kolaylaştırıyor.) Şimdi ise okulda yalnızım, her resmi iş normalden 3 kat zor ilerliyor. Arkadaş edinmeye çalışsam da Koreliler soğuk ya da kendi işinde gücünde...
(- Yazarın Notu: Korelilerin word yerine her şeyi '' .hwp" formatında kullanması bile sıkıntı. Her şeye bi certification istiyorlar. Fikri mülkiyet hukuku aşırı sıkı işliyor. Internet sistemlerinin güvenlikli olması için tuhaf tuhaf kurallar,formatlar var. Kötü demiyorum ama bilmeyince değişik baya yani. Bilgisayarıma geldiğimden beri 3786 tane değişik program kurmam gerekti. Bir Koreli yardım etse 3 saniyede hallolacak şeyleri kendi başıma 3 günde bazen 3 haftada yaptığım oldu. Yabancı olduğumdan sisteme eklenmem zaman aldığından bi çok kez iptal olan, saati değişen, ödev verilen derslerden haberim olmadı. Okulun sistemi zaten İngilizce tam veri sağlamıyor. Özellikle dil okulunu atlayıp geldiğim için Kore okul sistemini bilmiyordum, dil olarak olmasa da sistem olarak çok zorlandım. Çünkü dil okulundakilere okul hemen hemen tüm resmi servisleri kendi sağlıyor ama direk bölüme başlarsan yalnızsın. Kapıdan çıkan öğrencileri rastgele çevirip sora sora yaptım bi çok şeyi. Bazıları tersledi nasıl bilmezsin buraya kadar böyle nasıl geldin falan, bazıları yabancıyım diye korktu, bazıları çok iyiydi yardımcı oldu... Şimdi komik ve saçma geliyor ama o zaman kimse yardım etmeyince millete böyle yapışıp yalvarmışlığım var. Az kalsın tarihleri kaçırıyordum, zamanla yarışıyordum başka nasıl yapardım hala bilmiyorum.
-- KGSP sadece maddi anlamda destek sağlıyor buraya geldikten sonra tüm resmi işlemlerde yalnızsınız.
--- Aynı hissi bi başka Avrupalı arkadaşım şöyle ifade etti; Koreli erkek arkadaşım varken daha kolaydı, tüm resmi işleri benim için hallediyordu.Ama şimdi kendi başıma çok zor. Exchange'ken herkes daha arkadaş canlısıydı. Korelilere asla kötü insanlar diyemem ama bi yabancıyla oturup derin sohbet etmeleri için baya emek ve zaman gerekiyor. Hepsi kendi başına yeterince meşgul o yüzen beklenti içine giremezsin.
---- Buna aynen katılıyorum. Kendinizi düşünün. Mesela ben, geçen seneyi içine 3 yıl kaçırarak kendimi bile ihmal edip yaşadığımdan en sevdiğim arkadaşlarıma yılda 3 gün ayırmam bile zor olmuştu. Şimdi burdaki Koreli arkadaşlarımın çoğu da kendi hayatıyla meşgul olduğu için gel beni bugün şuraya götür demeye çekiniyorum yani. Burdaki Koreli arkadaşlarınızdan beklenti içine girmeyin. Sizin şu anki okulunuzdan değillerse sistemi bilmelerini beklemeyin.
-----Buraya gelmeden önce yapacağınız araştırmaları google ile değil naver ile yapın derim. Daha güncel, daha Koreli bilgilere ulaşabilirsiniz.
Korelilerin düzenli/ normal öğrenci olduğunuzda nasılsa yabancı diyerek size derslerde çok yardımcı olacağını, hocaların hoş göreceğini düşünmeyin. Exchange değil normal öğrenci olduğunuzda bu eğitim sisteminin parçası olmayı kabul etmiş oluyorsunuz.
Kolaya kaçmanız sadece sizi etkilemez, okulun o ülkeden gelen öğrencilere olan bakış açısını etkiler. O yüzden burda temsil sorumluluğunuz olduğunun bilincinde olmalısınız. Kendinize has çalışma düzeniniz olsun.)Araya fazla Merve kaçtı yine :D Çıktım çıktım :)
"Ben yalnızlığa alışkın insanım. Annemle babam ben çok küçükken ayrıldı, yeni ailelerini kurdular. Liseden beri yurtlarda, ailemden ayrı yalnız kalıyorum, hiç şikayetçi olmadım. Bir kere erkek arkadaşım oldu ama kendi işimi kendim halletmeye o kadar alışmışım ki bi noktada birinden yardım almak tuhaf gelmeye başlamıştı.
Gel gelelim hayatımda hiç şu anki kadar yalnız hissetmedim. Kendi kendine yeten biri olmakla buradaki durumumuz çok farklıymış.
Seoul insanı yalnız,
iyi bi okulda normal öğrenciysen rakip gibi görüyorlar,
hocalar artık seni normal öğrenci olarak görüp beklentilerini yükseltiyorlar ama nasıl yapacağını anlatmıyorlar, yine yalnızsın.
Koreli kızlar Avrupalı kızların yanında sırf kendilerini çirkin hissediyor diye, senle yan yana gelmeye çekiniyorlar diye sen yalnızsın.
Koreli erkekler sana 'beyaz ata binmek' için yanaşıyor diye yine sen yalnızsın.
Başkaları ders notlarının hangi kırtasiyede olduğunu biliyor ama sen bilmiyorsun çünkü sen yalnız yabancısın.
Yabancı eşittir Çinli olan yabancılardan değilsen onların yine kendi komünitesi var sense kendi içinde yalnızsın.
Korelilerin aşırı grupçu kültürü içinde sana dayattıkları sen yabancısın hissi ile ne kadar iyi Korece konuşsan da yabancı yabancı olduğu ve pek çok Koreli buna alışık olmadığı için yalnızsın. Bölümden tek arkadaşım başka bir Avrupalı. Bir de sen varsın. Oda arkadaşım olmasan sen de belki takmazdın, görmezdin bile beni...
Exchange iken böyle değildi.
Herkes "misafir o" gözüyle bakıyormuş şimdi anlıyorum. Rakipleri değilsin, misafirsin. Bi konuya onlardan daha hakim olabileceğin, hocanın gözüne daha çok girebileceğin endişesini taşımıyorlar. Sen gezip eğlenmelisin, zaten 3 günlüğüne burdasın, not ortalamanı dönünce düşüneceksin nasılsa. Hoca sana baskı yapmıyor, çünkü 2000 lere kadar kimsenin tınlamadığı Kore kültürü öğrenmeye gelen beyaz misafirsin, eurosun, globaliz diyebilmeleri için ordasın. Bilgi için değil büyük ihtimal Hallyu için, ya da değişiklik olsun falan diye ordasın Ülkelerini iyi göstermeliler ki Avrupadaki okullar onlarla exchange anlaşması yapmayı kabul etsin. Daha çok öğrenci kontenjanı olsun. Koreliler de Avrupa'daki okullara gidebilsin.
Şimdi ise farkındalar, bazen Kore tarihi hakkında onların bilmediği bir şey bildiğimde Profun beni övmesi halinde rakip olduğumu düşündürtüyor olmalı ki not paylaşmıyorlar... Bir kere bir sunbaem kitabını paylaştı ağlayacaktım sevinçten... Exchange iken böyle değildi...
Hocayla tezim hakkında görüşme yapmak için 3 haftadır randevu almaya çalışıyorum. Asistan sanki hoca bulunmaz Hint kumaşı imiş gibi davranıyor. Bi görüşme ayarlamaya çekiniyor. Bizde olsa çal kapısını gir. O da insan. Öğrencilerle olmayı, öğretmeyi sevdiği için hoca olmuş diye bakıyoruz. Kore'deki bu saygı zinciri ilk başta hoştu ama resmi dairede bişey yapmak istediğinde gereksiz karışıklık yaratıyor. Hindistan kast sistemi kadar ağır geliyor bana...
( - Açıkçası hukuk fakültesinde biz de hocalardan çok çekindiğimiz için burda ben bu konuda zorlanmadım. Çünkü hocadan beklentim yokumsu yani minimum tutuyorum. Sınıf kalabalık olduğu için hoca yüzümü hatırlasa sevinirdim. Adımı hatırlayan sadece bir hocam var o da Kore için sürekli rahatsız ettiğim hocam. Sağ olsun referans oldu. Ama Avrupalıların çok zoruna gidiyor. Daha arkadaş canlısı olmasını bekliyorlar. )Kanım, Göz Yaşım, Terim
Biz burda zor bişey yapmaya çabalıyoruz Merve Hocam. Kendi ülkende bile yüksek lisans zor bişey. Zaman, emek, göz yaşı istiyor. ( BTS - Blood tears... çalar kkk) Biz bunu yeterince hakim olmadığımız bir dilde, saat farkıyla, hava farkıyla, kültür farkıyla, yemek farkıyla, sistem farkıyla, çevre farkıyla, para farkıyla ve yalnızlıkla mücadele ederken başarmaya çalışıyoruz, üstelik şöyle yol gösteren de yok. O yüzden enerjinin bitmesi, bazen aptal gibi hissetmen normal. İnan ben de aynıyım, seni çok iyi anlıyorum. Yeniden şarj olup bunu başarırsan da kendini daha güçlü hissedip zorluklar karşısında yılmamayı öğrenirsin herhalde. Ya da kendi kendine bi süre, bu işte böylce bitti diye sevinirsin falan... Orasından tam emin değilim ama bildiğim bi şey varsa; her ne kadar dışardan kolay gibi görünse de biz zor bişey yapıyoruz.
(-Hakikaten burda hocalar şunu yaz gel diyor ama nasıl yapacaksın, nelere değineceksin, hangi kaynaklar, citation nasıl olacak... anlatmıyorlar. Koreliler bu sistemin içinde orta okul, lisede öğreniyorlar hoca leb dediğinde devamının leblebi olduğu gibi şeyleri. Ama ben hocamın neyi önemsediğini tam neyi istediğini anlamıyorum hala. O yüzden bi Koreli o konuya 3 gün çalışıyorsa ben 3 hafta çalışıyorum bazen.Çünkü her seferinde gidip bu yol doğru mu? nasıl gidiyorum diye hocaya soramıyorum. Fazla idealist ya da hocadan fazla çekiniyor da olabilirim bilmiyorum...)Merve Der Ki,
Dünyanın en bebiş insanlarısınız, ailenizin değerli çocuğusunuz. Sevilmeyi, mutlu olmayı hepiniz hak ediyorsunuz. Ben yaratılanı yaradandan ötürü sevme taraftarıyım.
Korelidir, Brunaylıdır, Amerikalıdır, Antarktikalıdır... İnsanız yani. Hepimizin kendi içinde ayrı bi evren var. Şu millet şöyledir demek doğru değil bence. Bi sıkıntı varsa karşılaştığımız insanındır, insanın yaptığı sistemin bi çarkınındır falan. O yüzden bu yazıdan umarım kimse Koreliler kötü gibi bi sonuca varmamıştır. Çünkü burdaki amaç o değil.
Amaç, adaptasyon yeteneğinizi gözden geçirirken bahsettiğim sıkıntıları göz önünde bulundurmanız. Kore'de yaşamın dizilerden farklı olduğunu, eğitimin çok sıkı olduğunu bilmeniz, kendinizi hazırlayıp gelmeniz.
Dışardan nasıl görünürse görünsün hepimizin kalbinin derinliklerinde üzüntüleri, sıkıntıları var.
İnsan olduğumuz sürece bu hepimizde olan bişey dimi? Sıkıntının kaynağı değişiyor burda. Virüsün türü farklı. Bağışıklık sisteminizin güçlülüğüne bağlı her şey. Hastayken mız mız olurum derseniz burda zorluk onla orantılı gibi düşünebilirsiniz.
İlk geldiğimde gerçek anlamda her şey çok zordu ve pek çok hayal kırıklığım oldu. Şimdi zor olsa da alıştım. Çünkü biliyorum dünyada kolay elde edilmiş bişey yok.
Dışardan bakınca kolay görülse de.
İyi günler!!!
Etiketler:
asya,
burs,
hakkımda,
KGSP,
kore,
korede eğitim,
korede lisans,
korede yaşam,
korede yüksek lisans,
okul,
seoul,
seul
Wednesday, October 4, 2017
Kore'de K-Beauty 2018 Sonbahar Kış Güzellik Trendi Dersi !
Binbeşyüzseksenüç yıl sonra tekrar bloğa döndüm!!!
(Yazarın abartmayı sevdiğini inşallah hatırlıyorsunuzdur :D)
Bu temelli bir dönüş müdür , yoksa geçici bir heves midir bilemiyorum.
Geri gelmeyen ve telafisi olmayan en önemli şey zaman sonuçta.
Zaman demişken;
Burada yazmadığım sürede hayatımın en yoğun zamanlarını geçirdim.
1 senenin içine en az 2,5 sene kaçmış gibiydi.
Mezun oldum,
Avukatlık stajı yaptım.
Hakimlik savcılık sınavına hiç girmeme kararı aldım.
Açık öğretimde dış ticaret okumaya başladım.
Bir yandan kurslara devam ettim, bir yandan burslara başvurdum.
Tekrar üniversite sınavına girip Ankara Üniversitesinde bir bölüm kazandım ama gitmeyip Kore'ye geldim.
Korece hep benimleydi zaten 4 senedir hep ona biraz zaman ayırdım. Şımarık bir çocuk gibi yetişti kendisi çok ilgi istiyor :)
Şimdi Kore'deyim ve her gün yeni bir yer görüp, yeni şeyler denemeye çalışıyorum.
İlk başta bol bol heves içeren ama profesyonellikten 3 milyon ışık hızı uzak; facebook ( Kore Güzellij Ürünleri ) ,instagram (meishenmeblog) ,youtube (merve shenme) paylaşımları yapıyordum. Baktım takip eden kişi sayısı en fazla 3-4 hevesim kırıldı açıkçası,
Bunlara vakit ayırmayı bırakıp tekrar kendimce eğlenmeye odaklandım.
Derken, bilmem kaçıncı kez başvurduğum K-Beauty Class'a, sonunda katılabileceğimi söyleyen bir e-posta aldım.
Ders boyu öğrendiklerimi paylaşmak için çok hevesliydim, tüm ürünleri denemeye ve trendleri not etmeye çalıştım.
Notlara bakınca,
Belki de sonunda bloğa dönme zamanı gelmiştir, diye düşündüm ve işte burdayım!
Derse sadece 2 dakika geç kaldım, o da yolu azcıcık karıştırmamdan kaynaklanıyor.
Ama Koreliler çok dakik oldukları için çoktan program sunumu başlamıştı.
Masalar her tür makyaj malzemesi konularak derse hazırlanmıştı.
Önce profesyonel bir make-up artist sahneye çıkıp, model üzerinde makyaj yaparken trendleri anlatmaya başladı.
Başlarken kışın fondöten sürerken puff yerine fırça kullanmanın neden daha iyi olduğunu sordu. Hemen Hermioni moduna girip el kaldırdım. ''Puf nemi çekiyor ama fırça kullanırsak daha nemli bir performans sağlarız ve yüzümüz çabuk kurumaz.'' dedim. Çıkışta bana fırça hediye ettiler :)
Cilt Makyajı
Bu sene Koreliler parlak ciltten biraz daha mata kaymışlar. Ama çok da büyük bir fark yok hala nemli seviyorlar :)
Kaşlarda geçen sene düz ve kalın kaş modayken bu sene, kaşın burun tarafından başlayan hafif kavisler moda olmuş. (Aklıma gelmişken burda kaş aldırmak ayrı bir sorun. Koreliler genelde bizim gibi kaşlı değiller ya rahat rahat istedikleri gibi çiziyorlar.)
Yüze gölgelendirme ya da highlight yapmaktansa bu sene daha doğal blusher ları kullanmak modaymış. Onu da kullanırken Korelilerin yüz şekli bize göre basık olduğundan öne doğru kavisler vererek teknik uygulamayı gösterdi. Lakin ben çok arkada kaldığım için modeli çekemedim.
Dudaklarda geçen sene kenarları silik, ortası koyu gradation yapmak modayken bu sene dolgun dudaklar Dünya çapında tercih edildiğinden, rengi dudağa mümkün mertebe eşit dağıtmaya çalışmalıymışız.
Geçen senenin modasını en iyi yansıtan sanırım Song Hye Kyo ve reklamını yapptığı Laneige twotone lipsticklerdi.
(Neredeyse düz kaşlar, kenarları silik ortası koyu renkli gradation dudak makyajı)
Yeni sezonun trend lip make up stilini ise en iyi yansıtanlardan biri bence JunJiHyun!
(Kenarları çizilmiş , aynı renk eşit dağıtılmış full lip görünüşü, burnun kenarından hafif kavisli kaşlar)
Full lips diyince akla gelen bir diğer isim de sanırım Shin Min Ah
Gelelim göz makyajındaki trendlere;
Gözlerde kırmızı renk ve tonları modaymış. Fakat Korelilerinki gibi dışa doğru meyilli göz kapaklarına bu tonları uygulamak riskliymiş. Fazla kaçırırlarsa gözü şiş ya da dövülmüş gibi gösterme ihtimali olduğundan baya detaylı anlattı.
Tabi eyeliner'ı mümkün olduğunca ince çekmek makbul.
Sonra biz yabancılara göz makyajı uygularken Korelilere uygulanan tekniğin uygulanmaması gerektiğini söyledi. Ki benim makyajımı yapan artist de dediki; sizin göz kapağınız belirgin olduğu için Korelilerinkinden farklı teknik uyguluyorum, aynı teknik sizde tuhaf abartılı bir kırmızı göze yol açabilir.
Önce göz kapağı çizgisine koyu ton sürdü sonra göz kapağına açık renk baz ve üstüne direk kırmızımsı tonu uyguladı. Ton ortada canlı, iki kenara doğru silikti. Ama gözünü büyük göstermek isteyenlerin kenara doğru yoğunlaşan tarzı uygulamasını tavsiye etti.
Makyajım yapılırken masayı çektim :)
Bu senenin favori tonlarını içeren palet aşağıdaki gibi;
Bana makyaj yaparken çok çok az fondöten kullandı.
Normalde ben hiç kullanmıyorum zaten ama yine de laf yedim hehe;
''Bırakın ufak kusurlar gözüksün, tamamen kusursuz görünen güzellik yapay durduğundan günlük hayatta itici olabiliyor''dedi. BB krem gün boyu kaldığında renk tonunda koyulaşma olabiliyor ama fondotende o risk daha az olduğundan daha uzun ömürlü gider dedi.
Bu arada espoir'in kaş maskaraları, rujları ve fondotenleri hakikaten çok kaliteliydi. Özellikle mat rujları macle yarışır.
Kaşlarıma sadece kaş maskarası sürerek rengini biraz açıp, duruşunu yumuşattı.
Açıkçası kirpikleri bunlar tek tek ayrılmış seviyorlar, aşırı sıradan bir kirpik makyajı ve kirpik altına incecik sürülen eyeliner ile göz makyajımı noktaladı. (Ama ben günlük hayatta kendime uygulamasam da ,tarz olarak kirpiklerde biraz daha Türkan Şöray'cıyım. )
Gözleri kırmızı tonuyla öne çıkarınca dudakları nude yaptık.
Sonbaharda kuruyan yaprakları andıran tonlarla hoş ve baya doğal duran bir makyaj oldu.
Umarım sizlere de faydalı olur.
Artık sosyal medyada yönümü bakımdan ziyade yemek ve gezmeye çevirdim diyebilirim.
O yüzden instagramda sık sık Kore yemekleri, geziler, kafeler görebilirsiniz!
Bu kız Kore'de ne yer? ne içer? nerde gezer?
Merak ederseniz;
İyi eğlenceler!
Etiketler:
2018 sonbahar kış trendleri,
espoir,
k-beauty,
k-beauty class,
k-drama yıldızları gibi cilt,
kbeauty,
kore tarzı makyaj,
korean beauty,
Korean cosmetics,
korean make up,
seoul,
yeni makyaj trendi
Saturday, August 15, 2015
Koreliler Gibi Beyaz Kalmak İçin Güneşten Korunma ve Nature Republic California Aloe Sun Spray SPF 50 PA+++ Power Lasting Review
Merhaba arkadaşlar ! Güneş kremleri ve hassas ciltleri güneşten korumayla ilgili de çokca soru almaya başladım :)
Güneş kreminin ne kadar önemli olduğunu bu yazıyı okuyorsanız büyük ihtimalle biliyorsunuzdur. Ben yine de kısaca kanaatimi yazayım ;
Dermatalog ya da bu alanda bilimsel araştırma yapmış bir insan değilim ancak günlük bilgi dediğimiz, hastalanınca nane limon kaynatıp içmek gibi genel - ufak bilgiler paylaşabilirim.
Yazmadığım zamanlarda dahi özellikle yabancı bloggerları takip etmeye çalışıyorum. Asyalıların beyaz yüz sevdasından dolayı bu alanla ilgilenen Asyalı bloggerlar daha fazla yazıyorlar sanki...
Bir de After School Beauty Bible isimli Kore Güzellik Programını takip etmeyi seviyorum orda da bir yerde şöyle geçmişti ben de kendimce yorumlayıp paylaşayım;
Asyalılar daha genç görünüyor, çünkü Avrupalıların bakım rutinleri Koreliler ve pek çok diğer Asyalılar kadar özenli değil. Bakım sadece kozmetikle olmaz, yeme - içme , spor, güneşten korunma, stresten uzak kalma ... vs pek çok etkeni vardır. Mesela Korelilerin yemekleri bizimkilere göre çok daha az yağlı, az tuzlu vs. Belki dikkat etmişsinizdir, güneşten korunmak için ahjummalar bazen geniş şapkalar takarlar, şemsiyeyle güneşten korunurlar. Kore ürünü neredeyse tüm ten makyajı ürünlerinde SPF ve PA korumasına rastlayacağınız gibi Japon , Tayvan ve Tayland gibi kendine ait kozmetik markaları olan diğer Asya ülkelerinde üretilen ürünlerde de durum böyledir .
Ama çok kaliteli olsa dahi pek çok batılı marka 10-15 gibi şaka SPF oranlarıyla fondoten CC vs satarlar . Bu küçük koruma oranıyla 1-2 saatten daha uzun Güneş koruması beklememek gerekir.
Yüzümüz Güneşle tüm sene boyunca en çok merhabalaşan kısmımız, yaz- kış Güneş olduğu için hava bulutlu dahi olsa güneş kremi kullanılması önerilir. Bizde bir ara sadece plajda kıpkırmızı olup acı çekmemek için kullanılan bir ürün gibiydi. Artık insanlar daha bilinçli. Küresel ısınmayla mevsimler arası geçişler bozuluyor , nisan ayı sonunda hala Ankara'ya kar yağabiliyor. Ozonun inceldiğine yönelik söylemler de cabası. Dışarıdaki havaya pek çok fabrika gazı karışabiliyor. Havayla direk temasa maruz kalan yüzümüzü korumak için daha çok önlem almak gerekiyor. Kore'de Çin'den gelen sarı toz (misemonji) dedikleri toz gözenekleri tıkadığı ve cildi etkilediği için ''Dust Cut'' yani toz kesici mistler de yaygınlaşmaya başladı. Biz ise bugün Güneş kremi'nin Mist halinden yani sıvılaştırılmış sprey gibi olanlarından konuşacağız ;)
Güneş kremlerinin etkisi; mesela 50 faktöriyel için yaklaşık 4-5 saat gibi kısa bir süre sürüyor. Güneşin zararlı ışınlarından uzun süre korunmak için ise sık sık güneş kremi sürmeyi hatırlamanız gerekiyor. Ancak dışarıdayken makyajın üstüne sürmesi çok zor. Hele yüzünüz dışında Güneşe maruz kalan yerlerinizi de unutmamak gerektiğinden dışarıda bunu yapan pek yok sanırım.
Ama Kore'de sprey halde güneş kremi fazlasıyla yaygın ve çeşitli. Böylece uzaktan bacağınıza parfüm sıkar gibi sıkın, kolunuza sıkın ve dakikayı bulmadan tüm vücudunuzdaki güneş kreminin kaybolmakta olan etkisini canlandırabiliyorsunuz. Vaseline markasının yeni çıkardığı sprey nemlendirici gibi değil, sıkmanız yeterli ayrıca elinizi kullanıp tekrar vücuda yaymanız gerekmiyor.
Hiç krem sürmeyip sadece bunu sıkmak aralarda ıskalanan kısımlar olabileceğinden pek sağlıklı bulunmuyor ve ciltte de biraz yapış yapış his bırakıyor. onun için bu spreylerin bence tazeleme amaçlı kullanılması daha uygun .
Ben bu ürünü geçen yaz Kore'ye gittiğimde almıştım. Etrafımda yolun ortasında durup bacağının - kolunun açık kısımlarına spey sıkıp yoluna devam eden Koreli kızları görünce çok şaşırmıştım. Sprey güneş kremlerin varlığından Asyalı bloggerları takip ettiğimden haberdardım(bu yaz Türkiye'de de sprey güneş kremleri daha yaygın o zaman bu kadar değildi) ama ciddi bir şekilde düzenli olarak kremlenmenin önemi ve Korelilerin gösterdiği özeni o zaman anladım.
Batılı (ABD ve Avrupalı) markalardan bence en büyük farkı bronzlaştırma amacı olmayıp yüzün beyazlığını koruma amacına hizmet etmesi. Spreyi vücudunuzun istediğiniz bölgelerine sıkmanız yeterli. sıvıyı püskürtüp sonra parmaklarınızla yaymanız gerekmiyor.
Bir diğer fark aynı koruma gücüne sahip (SPF 50 PA+++ gibi) ama farklı cilt tiplerinin farklı ihtiyaçlarına göre daha çok güneş kremi çeşidinin olması. Mesela Cildiniz kuru ise aloe veralı veya nemlendiricili,sıcaktan çabuk kızarıyorsa cooling yani serinletici etkili, yağlı ise no sebum türlerinden bir güneş kremi seçebiliyorsunuz.
Ben bir kaç mağaza gezdikten sonra aloe veralı olduğundan ve sıkınca baskın bir koku bırakmamasından dolayı Nature Republic in bu ürününü bir de The Saem'in Cooling etkili ürününü tercih ettim. Holika Holikanınkileri de yapı beğenmiştim ama yüzüme parfüm sıkıyormuşçasına kuvvetli kokusu vardı o yüzden almadım.
Nature Republic California Aloe Sun Spray SPF 50 PA+++ Uzun Süre Kalıcı Güneş Kreminin içeri aşağıdaki resimde mevcut ;
Kullanımı kolay olduğundan seviyorum ama krem tipi güneş ürünü kullanmadan çıplak yüze sıkarsam önce biraz yapış yapış his veriyor sonra geçiyor. Belki çok sıktığımdan olabilimiş. Çünkü vücudumun diğer kısımlarına sıktığımda öyle bir his olmuyor.Zaten yüze krem sürüp 5-6 saat sonra krem etkisini yitirirken bunu sıkıp tazeliyordum. Genel olarak kol,sırt ve bacak için kullanımı daha rahat elle krem yaymaktansa sıkıp geçiyorsunuz :)
Siz güneşten nasıl korunuyorsunuz ? Ben beyaz kalmayı sevenlerdenim o yüzden tercihim Kore veya Japon markalardan yana oluyor.Hem de Asyalıların PA+++ koruması da var.
Bu yazı Nisan ayından beri taslak halindeydi. O zaman yayınlasam belki daha faydalı olurdu ama Güneşten korunma kırışmamak ve cilt kanserinden korunmak için her mevsim gerekli :) sadece yaz aylarında ışınlar daha kuvvetli olduğundan daha fazla özen gerekiyor. Babamı alıştırmaya çalışırdım üşenirdi ta ki geçenler de bir yakınımız beyefendi cilt kanserinden ameliyat olup tedavi görene kadar...Şimdi kendince her gün güneş kremini sürüyor.
Demem o ki Güneş kremini her yaştan kişiler üşenmeden mutlaka kullanmalı!!! Kozmetik olarak kadınların güzelliği için değil , sağlık için gerekli diye düşünülmeli.
Koreye gitmeden bu tarz ürünleri nasıl alabileceğinizi merak ediyorsanız bu yazıma göz atabilirsiniz;) http://meishenmeweishenme.blogspot.com/2013/11/koreden-guvenilir-online-kozmetik-alisverisi-guzellik.html
(Link)
Kore'den alışveriş yaparken dikkat edilmesi gereken durumları öğrenmek için de Bu linke tık tık lütfen ^.^
Görüş ve önerilerinizi yorum olarak yazmanızdan mutlu olurum :)
Etiketler:
aloe vera,
cilt beyazlatma,
güneş koruyucu,
güneş lekelerine çözüm,
güneş lekesi,
korean beauty,
korean cosmetic,
koreliler,
Nature Republic,
Review,
spf50,
spray,
sun cream,
sun spray,
whitening
Subscribe to:
Posts (Atom)

















