Showing posts with label kore. Show all posts
Showing posts with label kore. Show all posts

Tuesday, January 16, 2018

KORE'DE YÜKSEK LİSANS YAPMAK VE BURSLAR ÜZERİNE - Pt 1 Roommate Edition

Herkese Merhabalar!

Kore'de yüksek lisansa geldim derken ilk dönemin çoktan bitmiş bile.

Sıklıkla burada okumakla ilgili sorular alıyorum. Ama tek tek cevaplamak son zamanlarda benim için çok zorlaştı. Özellikle KGSP başvurularının yaklaşmasıyla artan sorulara ayıracak zamanım kalmamaya başladı. O yüzden tek tek yazmak yerine buraya yazayım ihtiyacı olan okusun istedim.

Ben lafımı ortaya koyarım beğenen alır beğenmeyen almaz kkkk :D

Çevremdeki yabancı öğrencilerin deneyimlerinden belki kendinize de pay çıkarırsınız dediğim hikayelerden oluşan, kenarda dursun diye yeni bi seriye başlıyorum. Hedefim düzenli olarak "The Stories of Those Around Me" tadında yazmak. Kore cilt bakımına hala hastayım ama bu ara o konuda yazasım gelmiyor. Buraya gelince daha duygusal oldum sanırım. :D

Beni bir süredir okuyanlardansanız kendini kısaca ifade etmekte zorlanan biri olduğumu biliyorsunuzdur. İnşallah sıkılmazsınız ;)




Eski şarkıların çaldığı cici bir kitap kafedeyim. Bir elimde lattem diğer elimde Kore'den döner dönmez Türk yemeklerine olan özleminin verdiği gazla beni düşünerek Türkiye'den bana mutluluğun paketini yollayan bebiş bir arkadaşımın özenle seçtiği damla sakızlı Türk lokumum. Küçük olduğu için rahat rahat çiğniyorum. Zaten lokumun hep küçük olanını tercih ettim.

Bu çılgın dünyadaa.... diyor çalan şarkı. Bu çılgın dünyanın bu tarafında bakın neler oluyor ? Yeniden koşacağım diyor... Zaman akıyor diyor... İnsanların bakışı kafamdaki kadar temiz değilmiş anladım bu kış gecesinde diyor... Gelebilir miyim diyor, senin olduğun yere...

 Lütfen bu yazıyı tamamen okumadan Kore'de lisans/ yüksek lisans eğitimi ve KGSP hakkında soru sormamaya çalışın. Herkes gibi benim de zamanım değerli. Günlük olarak buralarda ne yaptığımla ilgileniyorsanız instagram: meishenmeblog


Exchange? Normal Öğrencilik?


Öncelikle Kore'de exchange yapmakla (değişim öğrencisi olmakla)  normal öğrenci olmak çok farklı şeyler.

Misal benim şu an ki oda arkadaşım.

***Konuştuğumuz dil Türkçe olmadığından baya benim interpretation ımı içeren bi çeviri ile okuyacağınız konusunda sizi baştan uyarayım ***

Bir kaç sene önce değişim öğrencisi olarak gelmiş. Sadece bir dönem için gelmesine rağmen çok memnun kalıp bir dönem daha uzatmış. Toplam 1 sene Kore'de yaşamasının ardından eğitim hayatını tecrübe ettiğini düşündüğü için, ülkesine döndüğünde de mezun olduktan sonra yüksek lisansa buraya gelmeyi çok istemiş. Binbir zorlukla burs alıp gelmiş, şu an o çok istediği bölümde yüksek lisans yapıyor. Üniversitemiz Kore'nin en iyi üniversitelerinden biri ve en çok yabancı öğrencisi olanlardan da biri. Kaynakları zengin, İngilizce ders seçeneği pek çok üniversiteden iyi.

Şimdi normal öğrenci olan  arkadaşım, odaya her geldiğinde ne yapıyor biliyor musunuz?
Yorganını tekmeliyor. Araştırma görevlilerine, hocalara sövüyor. Hiç arkadaş edinememesine anlam veremiyor. Japonca bilmemesine rağmen derste Japonca çeviri yapması istenince karşı çıkamadığı için kendi saçını yoluyor. Ona hiç sorulmadan yapılan grup toplantılarında, kendisine sürekli bedavaya ağır çeviri işi yaptırılmasından kaçma yolları arıyor.
Okuldan her dönüşünde morali bozuk. Burda öğrenmek istediği çok şey var ama eğitim sistemi onu çok zorluyor. Geldiğinden beri en çabuk nasıl bitirip dönerimin hesabında.

O da, ben de internet aleminde pek de tanınmayı isteyen tipler değiliz. O yüzden kişiliği hakkında detaya girmiyorum. İkimizin hikayesi farklı, hislerimiz beklentilerimiz farklı ama bazı sorunlar burda ortak. Kendimizce arkadaş canlısı sayılırız. Öyle çok çok sevmeseniz de  tanışır tanışmaz pek nefret edilesi şeyler yapmayan tipler olduğumuz kanısındayım. Ortalama tipleriz yani.

O sarışın, renkli gözlü, baya beyaz güpgüzel bir Avrupalı. Korecesi çok iyi ( zaten yüksek seviye TOPİK olmadan burs bulmak zor, oraya gidince öğrenirim demeyin mutlaka gelmeden Türkiye'de en az orta seviyeye kadar öğrenin. İngilizceniz IELTS 6 nın altındaysa mümkün mertebe iyileştirmeden bulaşmayın. Bir yabancı olarak İngilizce burda hayatta kalmak için can simidiniz, Koreceniz ne kadar iyi olursa olsun!!!) Kore kültürüne, tarihine, coğrafyasına çok hakim. Hanja yazılı kalın kitapları sorunsuzca okuyor ben de ağzım açık bakıyorum. İngilizcesi zaten sular seller...İyi bir okuldan iyi bir ortalama ile mezun olmuş. Avrupalı olduğu için Korelilerin ülkesine laf söylediği de yok.

Burada ki kütüphanelere aşık. Tüm parasını kitaplara yatırıyor. Onu görünce dedim ki sen  yüksek lisans için bu kadar hevesli değilsin Merve, acaba bursunu bu kadar hak ettin mi?

Bu insan, mezun olana kadar dayanamayacağını düşündüğü için degree almasam da edinebildiğim kadar bilgi edineyim de gideyim şurdan diye azimle çalışıyor.

Bugün bu yazıyı yazma sebebim de, işte bu arkadaşımın 1 aylık tatilinin ardından Kore'ye kıpkırmızı gözlerle dönmesi. Gelir gelmez danışman hocasına yardımcı olan araştırma görevlisi ile tartışmış. Buradaki sistem çok zoruma gidiyor Merve diyor.

Kendimi Aptal Gibi Hissettiğim Bi Geceydi...

İngilizce dersler kısıtlı olduğu için Korece ders alıyorum. Şöyle diyeyim derslerimin 3/4 ü Korece. Bir de yani İngilizce derslerin konusu genelde Türkiye'de de öğrenebileceğim şeyler olduğu için Koreyle ilgili bir şeyler öğrenebilmek adına Korece ders seçiyorum.


Ki buraya geliyorsanız burada öğrenebileceğiniz bilgiye değer vermelisiniz diye düşünüyorum. Burs başvurularında da buna çok dikkat ediyorlar. Mesela Kore'de gelişmiş bi teknoloji mi var onla mı ilgileniyorsun? Ya da Kore'de üzerinde çalışacağın konuda eğitim alman Türkiye'de aldığın eğitimden farklı bişey mi kazandıracak san? Sana, ülkene, dünyaya ne katacak? Ne kadar farklı? Bilgiye ne kadar aşıksın? Bilgiyi mi istiyorsun Kore'de yaşamayı mı? Yüksek lisans- doktora içinse ilerde hoca olmayı düşünüyor musunuz? başvururken bunları iyi düşünmelisiniz. Burs sürecinde Pragmatist olmakla atfedildim. Yüz ifadelerinden çok da iyi şeyler kastetmeden kibarca söylemeye çalıştıkları için bu ifadeyi tercih ettiklerini düşünüyorum. Gel gör ki burs alıyorsanız karşıdaki sizden dönüşte pragmatik beklentilere girebilir bu pek tabii bişey. Sizin özellikleriniz, CV'niz, okulunuz ilk bakışta çok çok iyi olsa bile burdaki eğitimle ilgili pragmatik bi dönütünüz olmayacaksa sizin tercih etmeyebilirler.

 Konuşma konusunda günlük hayatta Korece ile yeterince idare ediyorum.  Korecemi siz ölçün; Dil okulunu atladım ( pişmanım bu ayrı bi yazı konusu olur)  Din felsefesi, kadın erkek hakları, bit coin, göçmen hakları, askerlik sistemi hakkında Korelilerle sohbet edebiliyorum. Gelin görün ki danışman hocam için  Korecem hep yetersiz. İngilizce- Korece, Korece- İngilizce kanun çevirisi yapmamı bekliyor. Ben daha Türkçeme güvenmiyorum ki... İlk dönemin olduğu için affediyorum ikinci dönem böyle olmayacak bil diyor.

Kore'de Yaşamı Merak Ediyorsanız : Dil Okulu

Dersler, profesyonel dil, günlük hayat gibi değil bambaşka bir şey. Çoğu dersten çıktığımda ruhum erimiş, enerjim düşmüş oluyor. Yarısını anlasam seviniyorum. Özellikle önemli bir sunum veya rapor üzerine çalışıyorsam kendimi aptal gibi hissettiğim çok gün oluyor. Bunun sebebi bi hedefim olması. Bunları anlıyor olmayı istemem. Dersleri takmayayım sırf Kore'de yaşamak, deneyimlemek için geleyim diyorsanız, lisans ya da yüksek lisansa değil dil eğitimine gelmenizi tavsiye ederim. Ya da tezsiz programlara.

İşte böyle bir gecede oda arkadaşım beni avutmak için çok anlamlı deneyimlerini benimle paylaştı;

'' Merve, ben exchange'e geldiğimde her şey çok güzeldi. Okul kulüplerine üye oldum, gezdik MT'lere gittik, çılgınca içtik eğlendik...Halletmem gereken resmi iş, okul işi vs olduğunda Badim vardı (Buddy programları okuldaki yabancı öğrencilerle bir Koreliyi eşleştiriyor, yabancının sisteme adaptasyonunu kolaylaştırıyor.) Şimdi ise okulda yalnızım, her resmi iş normalden 3 kat zor ilerliyor. Arkadaş edinmeye çalışsam da Koreliler soğuk ya da  kendi işinde gücünde...


(- Yazarın Notu: Korelilerin word yerine her şeyi '' .hwp" formatında kullanması bile sıkıntı. Her şeye bi certification istiyorlar. Fikri mülkiyet hukuku aşırı sıkı işliyor. Internet sistemlerinin güvenlikli olması için tuhaf tuhaf kurallar,formatlar var. Kötü demiyorum ama bilmeyince değişik baya yani. Bilgisayarıma geldiğimden beri 3786 tane değişik program kurmam gerekti. Bir Koreli yardım etse 3 saniyede hallolacak şeyleri kendi başıma 3 günde bazen 3 haftada yaptığım oldu. Yabancı olduğumdan sisteme eklenmem zaman aldığından bi çok kez iptal olan, saati değişen, ödev verilen derslerden haberim olmadı. Okulun sistemi zaten İngilizce tam veri sağlamıyor. Özellikle dil okulunu atlayıp geldiğim için Kore okul sistemini bilmiyordum, dil olarak olmasa da sistem olarak çok zorlandım. Çünkü dil okulundakilere okul hemen hemen tüm resmi servisleri kendi sağlıyor ama direk bölüme başlarsan yalnızsın. Kapıdan çıkan öğrencileri rastgele çevirip sora sora yaptım bi çok şeyi. Bazıları tersledi nasıl bilmezsin buraya kadar böyle nasıl geldin falan, bazıları yabancıyım diye korktu, bazıları çok iyiydi yardımcı oldu... Şimdi komik ve saçma geliyor ama o zaman kimse yardım etmeyince millete böyle yapışıp yalvarmışlığım var. Az kalsın tarihleri kaçırıyordum, zamanla yarışıyordum başka nasıl yapardım hala bilmiyorum.
--  KGSP sadece maddi anlamda destek sağlıyor buraya geldikten sonra tüm resmi işlemlerde yalnızsınız. 
--- Aynı hissi bi başka Avrupalı arkadaşım şöyle ifade etti; Koreli erkek arkadaşım varken daha kolaydı, tüm resmi işleri benim için hallediyordu.Ama şimdi kendi başıma çok zor. Exchange'ken herkes daha arkadaş canlısıydı. Korelilere asla kötü insanlar diyemem ama bi yabancıyla oturup derin sohbet etmeleri için baya emek ve zaman gerekiyor. Hepsi kendi başına yeterince meşgul o yüzen beklenti içine giremezsin. 
---- Buna aynen katılıyorum. Kendinizi düşünün. Mesela ben, geçen seneyi içine 3 yıl kaçırarak kendimi bile ihmal edip yaşadığımdan en sevdiğim arkadaşlarıma yılda 3 gün ayırmam bile zor olmuştu. Şimdi burdaki Koreli arkadaşlarımın çoğu da kendi hayatıyla meşgul olduğu için gel beni bugün şuraya götür demeye çekiniyorum yani. Burdaki Koreli arkadaşlarınızdan beklenti içine girmeyin. Sizin şu anki okulunuzdan değillerse sistemi bilmelerini beklemeyin. 
-----Buraya gelmeden önce yapacağınız araştırmaları google ile değil naver ile yapın derim. Daha güncel, daha Koreli bilgilere ulaşabilirsiniz.
Korelilerin düzenli/ normal öğrenci olduğunuzda nasılsa yabancı diyerek size derslerde çok yardımcı olacağını, hocaların hoş göreceğini düşünmeyin. Exchange değil normal öğrenci olduğunuzda bu eğitim sisteminin parçası olmayı kabul etmiş oluyorsunuz. 
Kolaya kaçmanız sadece sizi etkilemez, okulun o ülkeden gelen öğrencilere olan bakış açısını etkiler. O yüzden burda temsil sorumluluğunuz olduğunun bilincinde olmalısınız. Kendinize has çalışma düzeniniz olsun.)
Araya fazla Merve kaçtı yine :D Çıktım çıktım :)

"Ben yalnızlığa alışkın insanım. Annemle babam ben çok küçükken ayrıldı, yeni ailelerini kurdular. Liseden beri yurtlarda, ailemden ayrı yalnız kalıyorum, hiç şikayetçi olmadım. Bir kere erkek arkadaşım oldu ama kendi işimi kendim halletmeye o kadar alışmışım ki bi noktada birinden yardım almak tuhaf gelmeye başlamıştı.
Gel gelelim hayatımda hiç şu anki kadar yalnız hissetmedim. Kendi kendine yeten biri olmakla buradaki durumumuz çok farklıymış.

 Seoul insanı yalnız,
 iyi bi okulda normal öğrenciysen rakip gibi görüyorlar,
 hocalar artık seni normal öğrenci olarak görüp beklentilerini yükseltiyorlar ama nasıl yapacağını anlatmıyorlar,  yine yalnızsın.

 Koreli kızlar Avrupalı kızların yanında sırf kendilerini çirkin hissediyor diye, senle yan yana gelmeye çekiniyorlar diye sen yalnızsın.
Koreli erkekler sana 'beyaz ata binmek' için  yanaşıyor diye yine sen yalnızsın.
Başkaları ders notlarının hangi kırtasiyede olduğunu biliyor ama sen bilmiyorsun çünkü sen yalnız yabancısın.
Yabancı eşittir Çinli olan yabancılardan değilsen onların yine kendi komünitesi var sense kendi içinde yalnızsın.
 Korelilerin aşırı grupçu kültürü içinde sana dayattıkları sen yabancısın hissi ile  ne kadar iyi Korece konuşsan da yabancı yabancı olduğu ve pek çok Koreli buna alışık olmadığı için yalnızsın. Bölümden tek arkadaşım başka bir Avrupalı. Bir de sen varsın. Oda arkadaşım olmasan sen de belki takmazdın, görmezdin bile beni...

Exchange iken böyle değildi. 

Herkes "misafir o" gözüyle bakıyormuş şimdi anlıyorum. Rakipleri değilsin, misafirsin. Bi konuya onlardan daha hakim olabileceğin, hocanın gözüne daha çok girebileceğin endişesini taşımıyorlar. Sen gezip eğlenmelisin, zaten 3 günlüğüne burdasın, not ortalamanı dönünce düşüneceksin nasılsa. Hoca sana baskı yapmıyor, çünkü 2000 lere kadar kimsenin tınlamadığı Kore kültürü öğrenmeye gelen beyaz misafirsin, eurosun, globaliz diyebilmeleri için ordasın. Bilgi için değil büyük ihtimal Hallyu için, ya da değişiklik olsun  falan diye ordasın  Ülkelerini iyi göstermeliler ki Avrupadaki okullar onlarla exchange anlaşması yapmayı kabul etsin. Daha çok öğrenci kontenjanı olsun. Koreliler de Avrupa'daki okullara gidebilsin.


Şimdi ise farkındalar, bazen Kore tarihi hakkında onların bilmediği bir şey bildiğimde Profun beni övmesi halinde rakip olduğumu düşündürtüyor olmalı ki not paylaşmıyorlar... Bir kere bir sunbaem kitabını paylaştı ağlayacaktım sevinçten... Exchange iken böyle değildi...

Hocayla tezim hakkında görüşme yapmak için 3 haftadır randevu almaya çalışıyorum. Asistan sanki hoca bulunmaz Hint kumaşı imiş gibi davranıyor. Bi görüşme ayarlamaya çekiniyor. Bizde olsa çal kapısını gir. O da insan. Öğrencilerle olmayı, öğretmeyi sevdiği için hoca olmuş diye bakıyoruz. Kore'deki bu saygı zinciri ilk başta hoştu ama resmi dairede bişey yapmak istediğinde gereksiz karışıklık yaratıyor. Hindistan kast sistemi kadar ağır geliyor bana...
( - Açıkçası hukuk fakültesinde biz de hocalardan çok çekindiğimiz için burda ben bu konuda zorlanmadım. Çünkü hocadan  beklentim yokumsu yani minimum tutuyorum. Sınıf kalabalık olduğu için hoca yüzümü hatırlasa sevinirdim. Adımı hatırlayan sadece bir hocam var o da Kore için sürekli rahatsız ettiğim hocam. Sağ olsun referans oldu. Ama Avrupalıların çok zoruna gidiyor. Daha arkadaş canlısı olmasını bekliyorlar. )  
Kanım, Göz Yaşım, Terim

Biz burda zor bişey yapmaya çabalıyoruz Merve Hocam. Kendi ülkende bile yüksek lisans zor bişey. Zaman, emek, göz yaşı istiyor. ( BTS - Blood tears... çalar kkk)  Biz bunu yeterince hakim olmadığımız bir dilde, saat farkıyla, hava farkıyla, kültür farkıyla, yemek farkıyla, sistem farkıyla, çevre farkıyla, para farkıyla ve yalnızlıkla mücadele ederken başarmaya çalışıyoruz, üstelik şöyle yol gösteren de yok. O yüzden enerjinin bitmesi, bazen aptal gibi hissetmen normal. İnan ben de aynıyım, seni çok iyi anlıyorum. Yeniden şarj olup bunu başarırsan da kendini daha güçlü hissedip zorluklar karşısında yılmamayı öğrenirsin herhalde. Ya da kendi kendine bi süre, bu işte böylce bitti diye sevinirsin falan... Orasından tam emin değilim ama bildiğim bi şey varsa; her ne kadar dışardan kolay gibi görünse de biz zor bişey yapıyoruz. 


(-Hakikaten burda hocalar şunu yaz gel diyor ama nasıl yapacaksın, nelere değineceksin, hangi kaynaklar, citation nasıl olacak... anlatmıyorlar. Koreliler bu sistemin içinde  orta okul, lisede öğreniyorlar hoca leb dediğinde devamının leblebi olduğu gibi şeyleri. Ama ben hocamın neyi önemsediğini tam neyi istediğini anlamıyorum hala. O yüzden bi Koreli o konuya 3 gün çalışıyorsa ben 3 hafta çalışıyorum bazen.Çünkü her seferinde gidip bu yol doğru mu? nasıl gidiyorum diye hocaya soramıyorum. Fazla idealist ya da hocadan fazla çekiniyor  da olabilirim bilmiyorum...)
 Merve Der Ki,

Dünyanın en bebiş insanlarısınız, ailenizin değerli çocuğusunuz. Sevilmeyi, mutlu olmayı hepiniz hak ediyorsunuz. Ben yaratılanı yaradandan ötürü sevme taraftarıyım.
Korelidir, Brunaylıdır, Amerikalıdır, Antarktikalıdır... İnsanız yani. Hepimizin kendi içinde ayrı bi evren var. Şu millet şöyledir demek doğru değil bence. Bi sıkıntı varsa karşılaştığımız insanındır, insanın yaptığı sistemin bi çarkınındır falan. O yüzden bu yazıdan umarım kimse Koreliler kötü gibi bi sonuca varmamıştır. Çünkü burdaki amaç o değil.

 Amaç, adaptasyon yeteneğinizi gözden geçirirken bahsettiğim sıkıntıları göz önünde bulundurmanız. Kore'de yaşamın dizilerden farklı olduğunu, eğitimin çok sıkı olduğunu bilmeniz, kendinizi hazırlayıp gelmeniz.

Dışardan nasıl görünürse görünsün hepimizin kalbinin derinliklerinde üzüntüleri, sıkıntıları var.
İnsan olduğumuz sürece bu hepimizde olan bişey dimi? Sıkıntının kaynağı değişiyor burda. Virüsün türü farklı. Bağışıklık sisteminizin güçlülüğüne bağlı her şey. Hastayken mız mız olurum derseniz burda zorluk onla orantılı gibi düşünebilirsiniz.

İlk geldiğimde gerçek anlamda her şey çok zordu ve pek çok hayal kırıklığım oldu. Şimdi zor olsa da alıştım. Çünkü biliyorum dünyada kolay elde edilmiş bişey yok.
Dışardan bakınca kolay görülse de.

İyi günler!!!





Tuesday, March 10, 2015

[Sizden Gelenler #1] Banila Co. Radiant Göz Kremi 10 White Flower Complex Yorumları






Önceden  getirttiğim göz kremi için, ilgilenen merak eden olur belki ,diye düşünüp yorum yazan Beyza'ya yorumlarını ve resimlerini paylaştığı için çok çok çok teşekkür ediyorum! 





Üründen çok memnun kaldım tam genç kızlar için hiç ağır bir ürün değil nemlendirmesi güzel ama çok kuru göz altları için değil.
Aydınlatması da güzel resimde gözüküyor mu bilmiyorum ama:))
Yapısı çok hafif.
Göz altımda hiç yağ butonuna neden olmadı
Ama gözaltı morlukları için bir faydasını göremedim.
Dediğim gibi hafif nemlendirici etkisi var ve gerçekten de gözaltını aydınlatıyor:)) bu arada ürünü benim için getirttiğin için teşekkür ederim:)


Sizlerinde deneyip memnun kaldığı - kalmadığı; şunu cildi şöyle olanlar alsın, böyle olanlar boşuna para harcamasın ...vs dediği ürünler varsa yorumlarınızı yayınlayabilirim ;) Cilt tipine ve isteğe uygun ürünleri bulup daha bilinçli alışveriş yapmış oluruz ;) 


Unutmadan Beyza bir şeyi daha çok sevmiş, bana da  tavsiye etmiş ^^ Hemen sizle de paylaşayım;


Bu resimdeki mavi ''The Face Shop;  Baby face Hydrogel Mask - Hyaluronic Acid ''


Mavi renk mask sheet. The Face Shop'tan onu kullandım onu da yorumliyim
Denediğim en güzel mask sheet
Ben yağlı sivilceli ve büyük gözenekli çok donuk bir cilde sahibim.
Bunu kullandım ve ertesi günü inanamadım cildim gerçekten de bebek gibiydi.
Sivilcelerim sönmüş gözeneklerim küçülmüştü. Cildim kendine geldi kesinlikle herkese öneriyorum
:))










Sunday, January 25, 2015

Kore'de BB Devri Bitti, Artık CUSHION DEVRİ! IOPE Air Cushion XP N21 Ice Vanilla Yorumlarım


Merhaba arkadaşlar! Uzun süredir sınavlardı aile sorunlarıydı derken meşgul bir hayat sürüyorum ama baktım bu yazım taa yazdan beri bir kaç şey eklenip yayınlanmayı bekliyor! Kore'deki bu yeni trendle (ben yazıyı yayınlayana kadar 6-7 ay olunca artık o kadar da yeni değil ^^) ilgili çok soru da gelince dayanamadım :) Facebook sayfamda Innisfree, Hera , IOPE, Laneige, Etude House gibi markaların Cushion'larını ve  reklamlarını bir süredir paylaşmaya çalışıyorum ki farkındalık olsun. Dünya'da pek çok kadının sevdiği bu yenilikten haberdar olun :)


BB'yi CC'yi unutun ! 

Şaka şaka unutmayın ama daha pratik kullanın !
Cushion artık Kore'deki yeni trend. Amore Pasific grubunun uzun zamanlı çabalarıyla farklı türleri ortaya atılan ama ortak özellik olarak pratikliğiyle nam salan ürünler bunlar. BB krem, CC Krem, Güneş Kremli hafif kapatıcı... içindeki sizin tercihinize kalmış bu konuda farklı markalar farklı ürünler sunuyorlar. 
Diyelim ki; içinde BB krem olan cushion aldınız; Sünger kısmın içinde aslında özel yapılı bir BB krem oluyor. Genellikle yüze hemen uyum sağlayan -tabiri caizse yapışıveren ( kesinlikle yapışkanlık hissi değil, doğal durması ve hemen makyajın tutması anlamında) yapıda- olduğundan CUSHION'ın pratiklik  özelliği burada belirginleşiyor. Aynası süngeriyle taşınabilir ve her yerde makyaj yapabilirsiniz, içindeki özelliğini sizin seçtiğiniz  fondotenin ya da BB/CC'nin yapısı da yüze anında makyajın tek seferde oturmasını sağlıyor. Tecrübeme göre;  Güneş lekeleriyle başınız dertteyse güneş kremi özelliği fazla olan bir cushion alıp sürekli tazelemek ve güneşten korunmak daha kolay oluyor. Çünkü , özellikle yazın güneş kremlerinin pek çoğu etkisini 3 saat sonra yitirmeye başlıyor ve günün kalanında yüzünüz yanabiliyor, lekelenebiliyor.
Pek çok dizide alttan alta reklamı yapılıyor. Jun JiHyun ne yapsa olay da , özellikle Laneige Surpluss Princes dizisinde baya yaptı.



 Yazın Kore'ye gitmeden önce de Koreli ve diğer yabancı bloggerlardan çok duyup merak ediyordum. Ama hep pahalı geliyordu, internetten sipariş de malum riskli, riske atamıyordum. Derken Kore'ye gitmeden önce okuyucumlarından istedikleri ürün varsa diye ufak tefek sipariş almıştım ya, işte o zaman birileri cushion istedi. Kore'de de onlara almak için bakarken dayanamayıp kendime de aldım. 
Dayanmam mümkün mü? İnternette onca insan; '' harika, çok kullanışlı, hiç vaz geçmem'' falan yazıyor,  Kore'ye gittiğimde nerdeyse her kızın/kadının elinde farklı markaların farklı fiyatlı cushion'ları da olsa bunlardan var... Siz söyleyin benim gibi bir alışveriş çılgını blogger nasıl dayansın?
Koredeyken arkadaşım olan kızlara sordum, en gözde markalar IOPE Laneige ve Hera siz hangisini tercih edersiniz dedim.5'i birden '' Nanın HERA!!'' dedi. Şaşırdım, çünkü  aslında hepsininde ellerinde bu yazımda bahsettiğim IOPE vardı  :D 


Neden, dedim;
Hera cilt bakımında kesinlikle daha iyi, cushion'ı da cilde az zararlı diye söyleniyor ama çok pahalı öğrenci bütçesini aşar dediler. Sonra zaten AVM'ye gidince anladım kızları :) daha önce bu yazımda (TIK TIK) bahsettiğim High End markalar internette, Kore'de satıldığı çoğu yerden daha ucuza satılıyor. 
Şöyle ki, Hera, Sulwhasoo, Sum37... gibi pahalının pahalısı markalar öyle her yerde satılmıyor. Ya pahalı alışveriş merkezlerinde özel standlarda satılıyorlar ya da havalimanında Duty Free'de. (Bazı ürünleri çok popülerse sıradan AVM'lerde de bulunabiliyor.) Satıldıkları yerlere giden insanlar da çoğunlukla hali vakti yerinde insanlar, Kore'nin zenginleri falan olunca öyle indirim olması nadir. Ama internette mesela aynı cushion'u refill (yeniden doldurma eki) ile birlikte AVM'den Refill'siz aldığınız fiyata alabiliyorsunuz. W2Beauty.com,  Road Shop markaları pahalı satıyor olabilir (ki bence kargo fiyatı eklendiği için fiyatlar öyle normal) ama bu high end markalarda çoğu zaman Koredeki bir AVM'den daha uygun fiyat veriyor.
Fiyata gelirsek şöyle ki; mesela ben bu yazıda yorumlayacağım IOPE Cushion'u 1 tane refill ile yaklaşık 120 TL'ye aldım, havalimanında  duty free'de bir kaç dolar daha ucuzmuş sonradan gördüm. Ama W2Beauty'de o zaman refille birlikte ürün yaklaşık 45$~ 95-100 TL idi.
Dediğim gibi bu cushionlar tür tür.. Eğer BB'li isterseniz Laneige'in BB Cushionları popüler onunda refill'ini alayım dedim 22$ civarı bir fiyat söylediler, kendimi durdurdum :D

Refill Nedir?


Cushionlar Case denen aynalı gövdeden, fondotenin olduğu kısım  çıkarılıp değiştirilebilecek şekilde yapılmıştır.


  Resimdeki beyaz kapaklı kısım alttan itilerek çıkarılır ve aynalı gövdeye başka bir kısım takılır. Bu refill denen kısım aynalı gövde olmadığından daha ucuza satılır. Yani 1 tane cushion alırsanız boyutları uyan farklı özellikte bir çok iç kısım (refill) alıp kullanabilirsiniz. Mesela, Laneige ve IOPE nin refilleri birbirine uyuyormuş ama Innisfree uymuyormuş. Laneige ve IOPE refilleri 20-22$ civarına satılıyor, Etude House ve Innisfree'ninkiler ise 16-18$ civarına. Markasına göre 10-12$ a kadar refill bulabilirsiniz. Hatta şimdilerde sevdiğiniz BB kremi ya da güneş kremini  döküp kendi cushion'unuzu yapma imkanı sunan markalar da var; böylece taşıması ve kullanması daha pratik oluyor. Aşağıdaki resimde refill paketi ve nasıl çıkarılacağı tarifi resmi;

Gelelim Cushion Türlerinden Neyi, Nasıl Seçtim?

Cushionların fondotenli, BB li CC'li... çok çeşidi var bir de marka olarak cilt tipine göre çok çeşidi var. Kore'nin en çok satan Cushion markası IOPE imiş. Bunu zaten çevremde de bizzat gözlemlemiştim. Hiç kozmetikten anlamam diyen 45-50 yaşlarındaki  teyze, benle cushion bakarken ''Ben IOPE aldım memnunum'' dedi, 20-25 yaş aralığındaki arkadaşlarım da çoğunlukla IOPE almışlar. Hera'nın ki pahalı ama onu da alanlar çoktu; Hera biraz daha beyaz gösteriyor ama yüzü baya parlak yapıyor tabi mat türleri de var benim arkadaşımda gördüğüm öyleydi sadece.
 Bazıları case 'ini desenli falan alıp değiştirmiş, onlara da özellikle sordum Peripera'nın frozen karakterli case'ini almışlar :) 


Neyse bende sevildiğini görünce IOPE'ye karar verdim. Ama IOPE'nin de; 
1) Bol nemlendiricili ama yüzü parlak gösteren - Glow
2) Doğal duran ve hassas ciltlere önerilen- Natural
3)En çok satan türü olan, yüksek kapatıcı özellikli - Cover 
olmak üzere 3 türü ve tabi ten rengi seçenekleri var.

Sipariş olarak bunu isteyenlerden biri Cover istemişti .Kendim içinde çok hassas ciltli olduğumdan satış elemanının da tavsiyesiyle güneş kremi olarak iyi iş gören, doğal ve hafif kusurları kapatan Natural'i seçtim. Sonra satıcı karıştırmış ya da benim Korecemden yanlış anlamış paketi hazırlamaya gitti geldi, bende ödedim gittim. Türkiye'ye geldim fark ettim ki ikisi de Natural ! Neyse ki isteyen kişi çok anlayışlıydı ^.^

Renk N21




Tonu önce sarı gibi geldi ama yaz geçince normal cilt rengime daha bi uydu. Şu sıra daha çok seviyorum kendisini. Yazın  yanarken bir yandan da kızaran cilt tipinde olduğumdan sarı alt tonludan çok pembe alt tonlu renkleri tercih ediyorum. Ama kışın cildimde kırmızılık az oluyor rengiyle sorunum olmadı. Zaten Natural olduğu için pek belli olmuyor , kapatıcılık özelliği de yüksek değil o yüzden renkteki ufak farkları önemsemiyorum :D Ama Cover türünde alırsanız kapatıcılık özelliği çok yüksek, sivilce izi çok olan bir arkadaşım kullanıyordu ve baya kapatıyordu. Kapanan yerle boyun rengi falan farklı görünürse hoş olmaz renginize daha çok dikkat etmeniz gerekebilir :)
Genel olarak BB kremlerde olan renk tonları mevcut. 


Uygulama;


Pek makyaj becerisi gerektirmiyor o yüzden seviyorum :))



Özellikler


Her markanın tabi kendince özellikleri var. 

   1)Bu ürün mesela su geçirmez değil ama tere dayanıklı. (Sweat Proof) . Su geçirmez ürünleri sivilceye yatkın ciltlere tavsiye etmiyorlar pek. Dayanıklı olmaması benim için daha iyi bir özellikti. Ama siz yazın alırken suya dayanıklı ürün isteyebilirsiniz; o zaman Etude House Any Cushion'un Proof olanını öneririm.

2) Bu ürün çok nemlendirici içermiyor.Kuru ciltliyim ama yazın aldığımdan önemsememiştim. 
Yağlı ciltler zaten çoğunlukla uzun süre onları yağlanmadan koruyacak ürünleri seviyorlar. Bu ürün yağlanma kontrolünde baya iyi. Burun çevremde yağlanma yazın kullanırken 6 saat sonra falan belirginleşiyordu, kışınsa kuru cildim burun çevremde pek yağlanma yapamıyor, azcık :9

3) Kuru ciltli biri olarak, kışın kullanırken altına önce nemlendirici sürüyorum yoksa yüzüm soğuktan çatlıyor . Cildiniz yağlıysa daha pratik olarak hemen uygulayıp makyajınızı 1 dakikadan az sürede tamamlayabilirsiniz. 

4) Natural seçeneği temiz cilt görünümü veriyor kapatıcılık özelliği az o yüzden hassas ciltlere de gözenekleri kapamadığı için daha çok bu türü öneriyorlar. Sivilce lekesi ve büyük gözenek sıkıntınız varsa Cover seçeneği öneriliyor.

 
  
5) Yüze ürünü dağıtan süngeri özel tasarlanmış, tek seferde ihtiyacınız kadar ürünü alıp yüzünüze bastırıyorsunuz, ürünü yüze doğal olarak o uyguluyor. Makyajdan anlamayan benim gibi fırçayla uğraşamayan kolaycı biriyseniz ve ''Yüzüne bişey mi sürdün?'' denilecek gibi belirgin hatalarla uğraşmak istemiyorsanız cushionlar sevilesi :)

6) Gözenek kapatıcılığı idare eder. Büyük gözeneklerim var ama uzun süre kapalı kaldıklarında yüzüm pütür pütür oluveriyor, o yüzden bu ürün zarar vermedi bana.


7) Refille beraber 30ml'lik ürün için 120 tl civarı fiyat fazla. Bu da ürünün olumsuz özelliği. Ama ben daha hala refill'e geçemedim .Temmuzdan beri kullanıyorum bugün Ocağın  25'i. Sanırım ben genelde sadece burun çevrem ve çene çevreme kullanıp tüm yüzüme sürmediğimden baya dayandı. Tabi aralarda CC krem kullandığım günlerde oldu . Ama bu hemen sür- çık olduğu için , yaymaya ne bileyim yüzüme otursun diye pat pat yapma gerek yok, sabahları elim hep buna gidiyor.

8) Uzun süre yüzde kalıyor. Benim gibi yağlanmayla başı pek dertte olmayanlar için 8 saate kadar burnunuzu silmezseniz, elinizi değmezseniz dayanıyor. Yağlı ciltlerde 6 saate kadar çok iyi dayandığını söylediler.Hafif dokunuşlar yapmak için yanınızda taşınabilir çok pratik ve hafif olduğundan.

9) İçeriği çok masum diyemem, hiç bir makyaj malzemesi için bunu demem mümkün değil. Ama mireal içeriyor, hafif kırışıkları örtmek için peptid içeriyor... Yine de çok iyi temizlenmeli, yoksa gözeneklerde birikebilir. BB de CC de güneş kremi de Fondoten gibi mutlaka temizlenmelidir.

10) spf 50+/ pa+++ Güneş koruma özelliği baya iyi.
11) Şimdilerde hemen her markanın kendi cushionları var, aradığınız özelliklere ve cilt tipinize uygun cushionlar bulmak mümkün. Henüz BB kadar çeşitliliği olmasa da yakında olacağına eminim çünkü şu son 2 sene de Kore'li kadınların ellerinden düşmez olmayı başardı :)



Başka merak ettikleriniz var mı? Hiç Cushion denediniz mi? 







Sunday, December 14, 2014

Seoul Metrosu ve Bir Anım



Merhaba arkadaşlar! Bir süredir yazmıyorum farkındayım ki eğlenceli bir şeyler bekliyorsunuz :D Yazdan beri yazıcam diyip de yazmadığım bir dolu Kore anım vardı, birikti veya unutuldu ... 
Derken, geçen gün metroda yaşadığım ufacık bir olay bir tanesini hatırıma getiriverdi...

Seoul Metrosu 

Aşağıda gişelerin olduğu kısmı görüyorsunuz, geçtikten sonra yeşil veya sarı hat için okla gösterilen yerleri takip ediyorsunuz.



Korede tren hatları farklı renklerle ayrılmış ; ana renklerden ara renklere bir sürü hat var.
Sadece yeşil hat bile bizim Kızılay'a bağlanan en uzun hattımızın iki katı kadar



Aşağıdaki resimde ise tüm hatları görüyorsunuz. Neredeyse şehrin her yerine metroyla rahatça gidebilirsiniz. Tabi merkezlerde hatların kesişimi daha fazla. Mor renk hat,turuncu hat , turkuaz mavisi hat, lacivert hat, mavinin bilmem ne tonundaki hat... Her yeri demir ağlarla örmüş adamlar :)

Seoul Metrosu hayranlık uyandıracak geniş bir ağa sahip. Hele benim gibi Ankara'nın 2 çıbıklık metrosuna on yıllar sonra yapılan eklemelere bile aşırı şekilde sevinç gösteren biriyseniz bayaaa karışık bir yer.



En yoğun istasyonlarından birisi ise Seoul Station. Çünkü hem şehirler arası hızlı tren için hem havalimanına giden tren için, hem de metronun farklı renklerdeki bir kaç güzargahı için hep burdan trenler kalkıyor/geçiyor.
 Ayrıca istasyonun bir çıkışında da Lotte Outlet (AVM) ve Lotte Market var. İstasyonun yakınında büyük şirket binaları var. Önünde çok şeritli yollar var ve trafik çok yoğun. Seoul Station bahsettiğim yoğun çevresinden dolayı bizim Kızılay metrosunun 3 katı kadar falan diyebilirim. Eee 3 katıysa çıkış sayısı ve çıkışların birbirlerine olan uzaklıkları da öyle :D



Araç trafiği de çok yoğun olduğundan yayalar için ana yol boyu karşıdan karşıya geçme imkanı yok (ya da biz bulamadık) :( Bu yüzden metrodan doğru çıkıştan çıkmak zorundasınız .

Bilet Alma

Seoul'e geldiğimizde bırakıldığımız yerden metroya gitmek ve metro bileti almak gibi işlemleri Singapurlu ve Tayvanlı arkadaşlarımızın yardımıyla (Allah razı olsun ki xD) öğrenebildik. Yoksa ben metrodan nasıl bilet alınacağını Kore'ye gitmeden önce hiç araştırmamıştım. 
Sanmıştım ki, bizdeki gibi...
 Gideceksin gişe görevlisiyle görüşeceksin biletini alacaksın, o kadar anlaşacak Korecem de var her şey tamam olacak ...
 Ama metrolarında ne bir güvenlik görevlisi ne gişe görevlisi ne de her hangi bir METRO GÖREVLİSİNE rastlamadım :) 

Hemen her şey makinelerle yürütülüyor. Bileti veya doldurulabilir kartı almak için parayı makineye atıyorsunuz bilet alıyorsunuz (ki biz yanlışlıkla promosyon kuponu veren pahalı karttan almışız, kupon falan kullanacağımız yoktu oysaki :) 
Sonra aynı şekilde kartı dolduruyorsunuz. 
Tamam biz de öyle dolduruyoruz Ankarakartımızı. Ama hep bir gişe görevlimiz, yön soracak güvenlik görevlimiz var metroda. Biz insan seviyoruz, ya da en azından ben yolu hep bi bilene sormayı tercih  eden o kişiyim :)

Metroda Yatan Evsizler Gerçeği

Tamam bileti/kartı makineyle hallediyorsunuz da güvenlik görevlisi olmaması çok tuhaf gelmişti ilk başta.Ama o kadar çok istasyon var ki hangi birine koysunlar adamlar da haklı olabilir. (Sonra içinde görevli olan bir kaç istasyon gördüm mü hatırlamıyorum .) 

Seoul Station gece oldu mu; Ojakyo Brothers'ta kızın metroda yatan evsizler arasında babasını aradığı  sahne vardı ya; İşte o sahne gibi oluyor ! Yerliler için kıyıdan bakıp geçip gittikleri , çok sıradan bir şey. Çok fazla evsiz, metro istasyonunda yatıyor. Birlikte su yerine soju içiyorlar çünkü tabiri caiz ise ''Sudan Ucuz''. Altlarına gazete seriyorlar :(  
Çoğunlukla sessizler, kendi hallerineler; bazen de aralarından dilenenler, sarhoş olup coşanlar olabiliyor. Bunlar benim kısa süreli gözlemlerim. Kışın nasıllar bilemiyorum.
Tabiki dışarda yatmalarındansa üstü kapalı bir yerde yatsınlar ...
Da, biraz tuhaf geldi işte bana, bizde metro istasyonu gece oldu mu kapatılır ya ondan sanırım. 

Bir de sanki Ankara'da daha az sokakta yatan insan var gibi geldi bana. 
''Dalga mı geçiyorsun, Güvenpark'a sabah erken saatte ya da gece hiç  mi gitmedin? '' demeyin. 
Elbette biliyorum, Güvenpark'ta banklara kıvrılanları, Kumrularda ağaç altlarında, otoparklarda uyuyanları... 
Belki de hep evsizler Seoul Station'da toplandığından o kadar fazla gelmiştir bana. 
Belki de dizilere göre çok çok farklı bir boyutta olduğundandır. 
Belki fazla beklentilerim vardı Seoul'den....

Metronun Bi Milyon Çıkışı Varsa


Neyse biz metroya bindik hostelimizin tarif ettiği şekilde Seoul Station'da indik. Elimizde 25-30 kg lık bavullar... Seoul Station'da kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettiğimi hatırlıyorum. 15-16 ya da daha fazla çıkışı var ve bu çıkışlarının çoğunun arası en az Tandoğan- TCDD alt geçidi gibi ... Uzun yani (belkide ağır bavullarla öyle hissetim :D ) 

İlk önce metro çıkışlarını gösteren haritanın önünde bir süre düşündük nereden çıksak en yakın olur falan diye. 
Derken yaşlıca bir teyze *yani ahjumma* bize Lotte Çıkışı tarafına gitmemiz gerektiğini  söyledi 1-4 çıkışlarıydı sanıyorum.Bizim durduğumuz yer ise tam zıttı 15-16 çıkışı falan gibi. neyse biz 1-4 tarafına yürümeye başladık ama yol bitmiyor. 
Sürekli burdan mı şurdan mı derken 1-4 çıkışına baya yaklaştık. Ama tereddütlerle git gel yapa yapa çok zamanımızı harcadık. Bu sırada baya yol gittik bavullarla merdiven çıktık,indik ... 
Anın getirdiği bıkkınlıkla '' Metro büyük olsa neye yarar işlevsel olmadıktan sonra?'' diye sık sık hayıflanmıştım . Yine de biz metro istasyonlarına göre daha çok engellileri düşündüklerinden  çoğu zaman bavulları rahat sürükleyebilmiştik.

Derken 1 ile 4 ün ayrıldığı noktaya geldik ki zurna zırt dedi! Şimdi hangisinden çıkmalıydık ?
Çok yoğun bir istasyon olduğu için yanımızdan milyon tane insan geçiyor, birine sorsak yol gösterir herhalde umuduyla etrafta aranan gözlerle bakınıyordum. Hani belki bize doğru bakan biri olur  da 1 mi 4 mü Lotte'ye daha yakın sorarım diye.
Ama kısa sürede kendimi görünmez gibi hissetmeye başlamıştım.
Kimse mi bakmaz?
Orada 3 tane yabancı olduğu aşırı belli olan yabancı ellerinde bavullar telaşla bir sağa bir sola gidiyor...


(Sonra Kore'de yaşayan bir arkadaşım o istasyon çok yoğun olduğundan insanların aceleci davranırken ilgilenmemiş olabileceklerini söyledi.)
Kimse bizle ilgilenmiyor ve bizde bir sağa bir sola derken baya yorulduk. Ben dayanamayıp rastgele önüme gelenlere Korece olarak Lotte çıkışı diye sormaya başladım. 
Nasıl hissettiğimi şöyle açıklayım ; hani dilenci ya da sokak satıcısı illa para verceksin diye koluna yapışır da duyarsızca başından atarsın ya... Hah işte öyle! 
Bu seferki görünmez olmaktan daha da kötüydü. Bir kaç kişiden aynı tepkiyi alınca gururum fena halde incindi.  Daha nasıl olmalıyız ki ilginizi çekelim de yardım isteğimize cevap verin , ha?




Bir süre sonra sormayı bıraktık. 

Belki metroda Public Internet ( Belediyenin Ücretsiz ve en önemlisi Şifresiz sunduğu Wi-Fi- Bu ayrı bir yazı konusu olacak nitelikte) çeken bir yer buluruz da adrese bakarız diye olduğumuz yerde ileri geri gitmeye başladık.



 15 dakika falan boş boş bekledikten sonra bu sefer 45'li yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim bir Bey bize yaklaştı, İngilizce konuşmaya başladı. '' Yardımcı olabilir miyim, aradığınız bir yer var mı?'' dedi. Bunlar nasılda sihirli cümleler olabiliyormuş o an anladım !  Kendisi de uzun süredir yurtdışında çalışıyormuş, halimizi görür görmez anlamış bir sıkıntımız olduğunu. Zaten anlamamak odunluktu bence, çünkü bitkin halimizden , umutsuz yardım çağrışlarımız, malül bakışlarımızdan azcık gözü ilişen insan evladı anlardı yardım istediğimizi.

 Korelilerin İngilizce konuşmaktan çok çekindikleri için bize yardımcı olmamış olabileceklerini söyledi. Ben Korece de konuştuğumuzu söyleyince '' Onlar yabancı olduğunuz için söylediğinizin Korece olduğunu anlamamış olabilirler, önyargı işte'' dedi.
Telefonundan açtı bize gideceğimiz yerin nasıl göründüğünü falan gösterdi, çıkışı gösterdi , gideceğimiz yere geçiş konusunda emin olmadığını da söyledi gitti.

İşte Beyefendinin o davranışı bana büyük ders oldu. Şimdilerde gözüme ilişirse metroda, durak yakınlarında, yolunu kaybeden, durak arayan  görsem, onlar oradan oraya  uğraşmasınlar diye önce ben soruyorum
'' Yardımcı olabilir miyim, aradığınız bir yer var mı?''...

Varış

Biz çıktık ama asıl çıkmamız gereken yerin karşısından çıkmışız. Karşıya geçmek mümkün değil yol sanki otoban ... *yazar yine abartmış* arkadaşlarda da hal kalmadı, açız, uykususuz, bir buçuk saat metronun içinde dolanmışız, merdivenlerden bavulu tekrar indirip başka taraftan çıkarcak halimiz yok... 

Dedik ulan parasıyla değil mi? 

Sırf karşı tarafa geçmek için taksiye bindik  :)


 Taksi karşıya geçmek için baya bir yerlerden dolandı ama 4$ (8 tl civarı) bir para verdik :D
 3 kişi zaten paylaşıyoruz, dedik boşuna eziyet çekmişiz. İlk başta rastgele çıkıp adresi taksinin eline tutuştursaymışız acayip enerji tasarrufu olurmuş  :D 
Taksici amca bi ara Arabistan'a gitmiş bi işi için. Biz Türk olduğumuzu söyleyince Selamun Aleykum diye başlayıp anlamadığımız Arapça bir şeyler söyledi. O sırada taksimetrede aslında 3$ yazdığını fark ettim. Turistiz diye  adam yine  yapmış yapacağını da Allah'tan abartmamış diye yorgun halimle ses çıkarmadım, *aslında çıkartamadım bavullara yardım ettiydi de :D*

Sonra eşyaları yerleştirip etrafı keşfe çıktık ki bir daha benzer hadise yaşamayalım. Kendi çapımızda bir kaç çıkışı yakın bulduk . Ama aslında çok daha yakın bir çıkışın varlığını hostelden ayrılırken öğrendim :D Hiç bilmesem içim rahat olacaktı 
*Eee ünlü şair yazar düşünür.... Serdar Ortaç ne demiş ; Hayaaaat bunu neden yapıyosun? hehehe*

Metronun bu kadar geniş bir ağa sahip olması nedeniyle ilk başta zorlandım ama öğrenince gerçekten büyük rahatlık ve kolaylık sağlıyor. Ankara'ya dönünce en çok özlediğim ve sürekli yad ettiğim yer Seoul metrosu oldu :) Aktarma sistemini  çok planlı yapmışlar hangi kapıdan inerseniz hangi çıkışa yakın ineceğiniz ve kapıdan hatlar arası geçişin daha kolay olduğu vs pek çok şey önceden planlanmış, nasıl kullanacağınızı bilirseniz çok zaman kazandırıyor.

İlk önce Pekin metrosunu gördüğümde istasyonlardan bir sürü aktarma yapılmasına acayip şaşırmıştım. Ama Seoul metrosu Pekini de aşmış :) Bu anlamda çok başarılılar. Bizde aktarma sistemi çok kötü, hatların sadece Kızılay'da , Batıkent'te ... yani tek istasyonda kesişmesi saçma. Adamlar hatları nerdeyse her durakta kesiştiriyorlar. (biraz abarttım tamam,  kabul xD)

  Kızılay istasyonu gibi büyük ve bir kaç farklı metro hattına aktarma imkanı veren 30-40 istasyonları var...  Ancak henüz kara yolu trafiğinde ilerlemeleri için zamana ihtiyaçları var . Bu anlamda (kara trafiği) Pekin gördüğüm pek çok şehirden kat kat daha önde. Nüfusa göre baya iyi işliyor çünkü yol planlaması iyi yapılmış. Pek çok yerde 6 şeritli yollar var. (Neyse konumuz Seoul metrosu Pekin trafiği değil, merak eden olursa yorum bıraksın ayrı yazı yazayım ;) 

Seoul İstasyonunda Yemeye Dair Not



Konumuz burda bitti ama aklıma geldi bir kere bunu da yazayım. Seoul Station'daki  Lotte'de pek çok Amerikan fast-food markası var. Biz pizza yemeyi seçtik, etsiz falan sırf kaşarlı bir orta boy hamura 35$ (75 TL~) civarı para verdik. Gazozla beraber olunca ben baya doydum aslında da çok pahalı olduğunu düşünüyorum.Yani Türkiye'de malum Amerikan pizza markalarında orta boy pizza en fazla ne kadar dimi ? Hem de etli extra peynirli falan olursa bile 70 tlyi zor buluyor belki de bulmuyor. Kore'de peynir konusu çok yaygın olmadığından ya da yabancı markaların pahalılığı Türk parasının Kore wonu karşısında durumunu daha da ciddileştirmesinden de olabilir :)


Kore'nin kendi yiyecekleri daha uygun fiyatlı, böylece fast food dan daha çok kendi yemeklerine (fast food dan daha sağlıklı şeylere )yöneliyorlar.     Çin'e gittiğimde Mc Donalds ve diğer fast food markalrı Kore'ye göre çok daha yaygındı. Korelilerin daha fit olmasının bir sebebi de belki budur ;) *Tez - Hipotez - Eureka!* 

Bir de Seoul Stationda bir Angel in Us Coffee vardı ki, kahveleri çok güzeldi... 
Kore'de kahvelerin çok çeşitli olduğunu ve her damak zevkine uygun harika kahveler bulabileceğinizi söylemiş miydim ?

*** Metro resimlerinin tüm hakları bana aittir. Lütfen kullanırken blog ve yazı linkini belirtiniz.